Mesajlar Etiketlendi ‘sevmek’

Böyleydi

Yayınlandı: 20 Mart 2009 3aymun tarafından PAYLAŞMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

Uzun zamandır “Paylaşmadılar” köşemiz için bir yazı yollanmamıştı. Nihayetinde güzel bir hikayeyle BONOBO yüzümüzü güldürdü. İyi okumalar, yorumlarınızı bekliyoruz…

kader-bizdikroman-biz1

O küçük, uğursuz askıntı musallat olmadan çok önceydi. Ve o zamanlar güneş doğarken güzel şeyler söylerdi insanlar ve hazır olurdu herkes herşeye. Ben sana bir kibrit çöpü ayırırdım, son kutudan son bir kibrit çöpü ve sen evler arabalar yapardın bunlarla… Çok zaman sigaramı yakmadın. Olsun. Fakat başımıza gelmedendi. O gözlerin çıkardı telefona, sözlerin bana bakardı, ben öperdim. Öpücüklerini… Saçını dolardın boynuma. Katı değildik o zamanlar, hatta sıvıydık resmen, evet ruhum, sıvıydık biz o zamanlar. İsmini tekrarlardım karanlıkta kalınca ve sen akardın gökten üstüme. Şemsiyem yoktu hiç ve göğsümdeki kıllar biricik bağırırdı, koşardı doludizgin sana, sen onları sever ve tarardın tırnaklarınla. Elin bileğimin üstünde taht kurar ve sevmemi emrederdi. Ben severdim. İtaatkardım, reddedemezsin bunu. Tek kulun bendim, teban bendim. Uyuzluk hayatıma girmedendi. Şarabı şişeden içmezdim o zamanlar. Ağzın vardı sonra. Küçük bir girdap gibi beni boğan arzuyla. Bakışın vardı ama önce. Bitimsiz ve uzakyakın garip bir büyü bakışın vardı. Evet sonra, göklerden bahseden acaip bir cadı gibi çıplak çömelirdin kucağıma, hararetle. Tenin narin bir eski defter. Boynun galibiyetin izlerini taşırdı. Bir mor burada ve öteki çenenin hemen altında. Böyleydi. Efsane bir komutan değildim daha, savaştaydık ve affediyorduk esirleri. Üç beş kuruş koyup cebine öpüyordun alınlarından. Ben senle mağrur ve kıskanç bakıyordum esir adamlara ve kıskanıyordum evet. Rakımı mezesiz içmediğim günlerdi ve yemekleri yakardın mutfakta. Zaman bir derya ve kazazedelerdik biz. Bir kulübe yapmıştım sana, oldu demiştin. Bir sal sonra ve bir patika sabahları yürümek için ve akşamları…

Her gün biraz daha ölmediğim günlerdi. Bardağını kanımla doldururdum ve iki şeker atardık sonra. İnsanlar gelirdi dolardı odamıza. Pasta verirdik, içki verirdik. Yazmalarını hediye ederdin en insanlarına. Boncuklu güllü kırmızı yeşil yazmalar yapardın. Çeşmede testini düşürürdün, ben tutardım kırılmadan. Testini kırmazdım ve sen mahçup gülerdin. O güzel göğüslerini avuçlardım bu ellerle ve ağzına bakardı ağzım. Sen ki en duman rengi kadındın, is olurdu üstüm başım. Annem başımdan aşağı kaynar sular dökerdi. Çıplaklığım senindi kıskanırdın. Ölsem gam yemeyeceğim günlerdi. Arabalar insanları ezmez uçaklar alçaktan uçmazdı. Nerede bir iç savaş çıksa oraya giderdi insanlar ve papatyalar ekerdi mayınların üstüne. Çiçeklere basmazdık o zamanlar, çiçekler kıymetliydi. Gülüşün bir seyahat, görülmesi en arzulanan memleket, ben yerleşik yaşardım gülüşünde ve bahçelerin zabiti bendim. Şu olanların olmadığı günlerdi ve biz senle mutlu bir hayaldik. Sen kutlu bir kadın ve ben alçak dağların tanrısı… Mutluyduk. mutlu… kaderin ölmediği bir zamanda yaşamıştık biz. Kader bizdik. Roman biz.

BONOBO

Reklamlar

Balıkçı Kral Üzerine Çeşitlemeler

Yayınlandı: 2 Aralık 2008 may3un tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

 

percivalgraildoveHayali bir çeşme, ondan içenlere mutluluk veriyor, kalbinden akıyor senin ve diyorum ki “Senden önce sussuzluğum dinmemişti, biliyorsun”. Balıkçı kralım ben, yaralı kral, Anfortas, sen bana kalbinden verdin sevgini, karşılık beklemeden, tüm saf ve temiz duygularınla doldurduğun kalbindi kutsal kasem, yıllardır aradığım…

Ben sana “Nerden buldun bedenimi onaracak iksiri?” dedim “Senden önce hep hastaydım, yaralı, yorgun ve bütün inancımı yitirmiştim.” Sen de dedin ki “Kase hakkında hiç bir fikrim yok, ben sadece su istediğini biliyordum.”

Su toprağın köklerine indi yavaşça, öyle köklerdi ki kurumuş geçmişin kuraklığında, canlanmaz denirdi, tekrar yeşermez. Yeşil yoktu çölde sadece güneşte parıldayan sarı kumlar arasında çatlaklar kaplamış nasırlaşmış bir yürek. Mucizeydin sen, çölümde yağan yağmur…

Uzun süredir görmediğim kalmamıştı benim ya da öyle sanıyordum, aslında en güzellerini görmemişim dedim seni görünce. Cennette solan çiçekleri gördüm, kuruyan toprakları, en kurak çöllerinde geziniyordum cennetin. Bir daha açmaz denen bahçeler geçmişin görkemini barındıran içlerinde, eğer görebilirsen, gözlerin açık hayal edebilirsen görebilirdin bir zamanlar her yeri saran mis kokuları içinde uçsuz bucaksız uzanan rengarenk örtüyü toprağın üstünü gökkuşağından bir halı gibi kaplayan, hayal ederdim oturup zorlardım kendimi hatırlamak için sevdiğim renkleri, unuttuğum her rengin tonu için ağlardım, o tonda akardı gözyaşım ama ben göremezdim, çünkü gözyaşı damlasını elimle aldığım gibi tenimde solardı rengi, uzaktan duyduğum bir ağıtın notaları gibi, görünmez bir buhara dönüşürdü, bir parça tuz bırakarak ardında, çölde ondan bol ne var?

Ama yağdın üzerime, yıkadın toprağı doyurdun onu sevginle, nefesinle dağıldı saçlarım, yıllardır beklediğim alizem, o kadar özlemiştim ki seni daha önce görmemiş olmama, önceden tanımama rağmen, biliyordum bir yerlerde vardın, hissediyordum olmalıydın. Kalbinden akan çeşmede aktı damarlarıma, kuruyan damarlar genişledi, bedenimde tekrar bir hareket hissettim.

Sonra açtın önümde rengarenk, sonsuza dek kimse zarar vermesin diye bekçin olmak istedim, nasıl renklerdi onlar anlatamam, hayalimde zorlasam bile düşleyemezdim hepsini, sanki her rengin bir müziği var gibi, hepsini sarmalayan kendine has bir ruhu var gibi, canlı, hem de canlı olduğu iddiasını tamamen nefes almasına dayandıran yaşayan ölülerden daha canlı, daha özgür, daha renkli, daha gerçek ve hiç kimsenin olamayacağı kadar güzel, benim göklerden düşmüş meleğim…

Kelebek Korkusu

Yayınlandı: 29 Kasım 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Amor animi arbitrio sumitur, non ponitur – sevmeyi seçeriz, sevmeyi bırakmayı değil…

Sevmeyi bırakmak bir seçim olabilirmiş gibi yaşıyoruz. kendi kendimizi bu kadar kolay ve bu kadar sık kandıran insanlar olmayı ne ara başardık. ne ara şu dünyanın dürüst ve güvenilir yapısı alt üst oldu. hep böyle miydi, yalan ilk çağlardan beri var mıydı?

Biliyorum ki herkes çocukken dürüsttü en çok kendine. yemek yemek istemeyince yemiyordu o cocuk. birini sevmeyince sevmiyordu. sevince ise bu duygudan korkmuyordu. sevmekten korkulur mu? tüm bu dunyayı yalandan bir top haline getiren ne kapitalist güçler ne savaşlar ne ideolojiler. yeni türkü söylemiş en güzelinden biz büyüdük ve kirlendi dünya. dünya hep aynı oysa. kirlenen tek şey belki nehirlerdir. çevreci bir bakış açısıyla en fazla gözle görülür nesnel bir anlamda kirlilikten muzdarip olunabilir. dünya hep aynı oysa. biz büyüdük ve yalanlar söyledik en çok kendimize.

Çocukken bir kelebek gördüğümüzde konuşurduk. dinlerdik kelebeği ve paylaşırdık onunla tüm sırlarımızı, kendi gerçeğimizi.biz büyüdük ve bir kelebek konuşmaya başlasa yanı başımızda, hayır konuşan kendi beynimiz diyeceğiz. sanrılar halüssinasyonlar gördüğümüzü sanıp psikologlara koşacağız. kendimizi en güzelinden haplarla imha edip, yalanımıza bahaneler uyduracağız.sevmeyi seçeriz evet,sevmeyi bırakmayı değil. yalanlarımızın en büyüğü.kendimizi kandırışlarımız en çok aşkla geliyor. ne kadar dipsizleştirirsek mevzuları o kadar rahatlıyoruz artık. ne kadar bahaneler uydurursak ve ne kadar yalanlar soylersek kendimize öyle nefes alabiliyoruz. oysa bir kelebek gerçekten konuşsa su an bizimle, önce korkucaz,kalbimiz hiç olmadığından çok çarpıcak,adrenalinimiz fırlayacak. saliselik zamanda hoşlanacağız bundan. bir kelebeğin bizi korkutma pahasına da olsa,bizimle konuşmak istemesinden. kelebeğin sevgisinden şüphe edilebilir mi işte o an. ya da sevmiyor muyuz onu.

İki cevaplı bir soruydu hep sevmek. ve bir kere evet diyorsak sonsuzda dalgalanıyor. kelebeğin kanat çırpışında depremler oluşuyor belki başka mekanlarımızda yıkımlar oluyor. ama bu gerçeğimizi değiştiremiyor…bunu bildikten sonra azalıyor yalanlar, yüzümüzde bir çocuk gülümsemesi, önümüzde uzun yıllar ve sevebileceğimizden çok kelebek var…