Mesajlar Etiketlendi ‘sosyoloji’

 

nobetlese-yoksulluk1

Oğuz Işık: ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Müdürü mezunu. Yine aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladıktan sonra, University College London’ da doktora yaptı. 1993 yılından bu yana ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyeliği yapıyor. Ayrıca Toplum ve Bilim dergisi yayın kurulu üyelerinden. Çeşitli dergilerde yayınlanmış yazılarının yanı sıra, Kadın Atlası ve M. Güvenç ile birlikte yazdığı Emlak Bankası Tarihi isimli kitapları bulunuyor.

 

M.Melih Pınarcıoğlu: ODTÜ İşletme Bölümü mezunu. University College London’ da yerel ekonomiler doktorasını tamamladı. University of Westminster’da İşletme ve Ekonomi Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra, 1998 yılından itibaren, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi olarak görev alıyor. Çeşitli dergilerde yayınlanmış yazılarının yanı sıra, Industrial Development and Local Change isimli bir kitabı bulunuyor.

 

Bu çalışma esasen Türkiye’de derinleşen yoksulluğun yıllar içindeki değişimi ve aldığı yeni kavramları gözler önüne seriyor. Toplum, kamu, varoşlar gibi kavramların 1980 öncesi ve sonrası dönüşümünü ve Türkiye’de yoksulluğun son dönem içinde bulduğu durumunu ortaya koyuyor. Ama esasen çalışmanın diğer tüm araştırmalardan ayrılan yönü, bir alan araştırması olmasından geliyor. Işık ve Pınarcıoğlu’nun yoksulluk gibi ağır bir konuyu inceleme de seçtikleri mekan ise İstanbul Sultanbeyli. Bu noktada esasen Kent yoksulluğu, göçler ve gecekondulaşma üzerinde duran çalışma, arka planında ise ‘onlar ve bizler’ ayrımına dikkat çekiyor. Çalışma içerisinde Sultanbeyli’de kaldıkları zaman zarfında tutulan günlüklere de ulaşmak mümkün.

 

Ara bir yerlerden sesleniş bölümüyle başlıyor Nöbetleşe Yoksulluk. Ara bir yerlerden seslenenlere kulak vermek isteyenler için…

Reklamlar

Korsan Yayınların Doğası

Yayınlandı: 2 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Aşağıdaki yazı ‘popüler kültürel ürünler ve ekonomik boyutu’ başlıklı ve ‘korsan yayın çerçevesinde iredelenen popüler kültür’ konulu bitirme tezimin sonuç bölümünden alınmıştır.

AÇIKLAMA: Esasen korsan yayınları ele alan bir tez yazmak için bir duruş sergilemem gerekiyordu. Yaşadığım sosyo ekonomik kültürel çevrenin  oluşturduğu koşullar çerçevesinde ben de bir korsan yayın tüketicisiydim. Hem korsan yayın tüketicisi olup hem de korsan yayına bir karşı duruş sergilemek zor bir seçimdi. İşte tam bu noktada farkettim ki korsana karşı çıkışlarım esasen onun doğasına yönelikti; popüler kültür. Yalnızca eğlenceye indirgenmiş ve gündelik pratiklerimizi gerçekleştirmemizde yardımcı bir rol oynayan, bizi sisteme dahil etmeye yarayan bir kültür olarak popüler kültüre karşıydım. Korsan yayınların da esasen bu kültürü destekleyen bir başka mekanizma olduğunu fark ettiğimde esas çıkış noktamı yakalamış oldum. Best seller romanların korsanına ulaşabiliyorken, nadir eserlerin korsanlarını tezgahlarda hiç gördünüz mü? İşte bu düşüncelerle yola çıktığım ve hala yolda olduğum tezimin sonuç bölümü aşağıda yer almaktadır. Tezin tamamına ulaşmak isteyenler sitemize mail atabilirler.

 Özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan Fordizm’le başlayan süreçte, ürünlerin daha çok kitleye ulaşmasını gerekli kılan mekanizmaların oluşması ve bunun üzerine ürünler bazında standartizasyonun zorunlu hale gelmesi, yenilikçi ve orjinal ürünlerin üretilmesini engellemiştir. Endüstriyel anlamda başlayan bu hareket daha fazla üretim için tüketimi gerekli kılmıştır. Bunun için gerekli olan tüketim kitlesi ise yine aynı üretim koşulları çerçevesinde üretilebilmiştir. Yeni kimliklerin oluşması, endüstriyel emperyalizmi kolaylaştıra dursun, bu arada dünya ekonomi pazarı yeni bir alan keşfetmiştir; kültürel alan.

Kültürel alanın ekonomik alanla içiçe geçmiş yapısal özellikleri sayesinde, kültürel ürünlerin tıpkı endüstriyel ürünler gibi standartlaştırılması ve yalnızca tüketime yönelik olarak sunulması mümkün olabilmiştir. Tüketime yönelik bir yaşam tarzına ve ona göre biçimlendirilmiş yeni boş zamanlar etütlerine sahip bireyler, kültürel emperyalizmin en önemli ihtiyacı olan kitleyi bu sayede oluşturmuştur. ‘Eğlence’ temasının yarattığı sınıflar arası ‘yapay’ yakınlaşma, tam da bu noktada, bireylere istedikleri herşeye sahip olabilecekleri yanılsamasını kazandırmış ve bu sayede ‘korsan olana’ ilgi de doğal olarak ortaya çıkmıştır.

Korsan olana ilginin ortaya çıkışı, kendine sunulanı sorgulamadan kabul eden bir kitlenin varlığıyla doğru orantılıdır. Kültürel alan içerisinde bireyler, elbetteki kendisine sunulan ürünler arasından en ucuz olanına rağbet göstereceklerdir. Popüler kültürün ihtiyacı olan ve süreklilik arzetmesi gereken üretim, tüketim ve yeniden üretim döngüsü içerisinde, korsan yayınların tüketim talebini yaratıyor olması ve bu sayede hakim kültürel dengelerin korunması göz önünde bulundurulmalı. Bu nedenle korsan yayınlar hem varolan sistem için, hem de sektörel gelişim adına işlevsel bir konumda bulunmaktadırlar.

Korsan yayınla mücadele için başlıca gerekli koşullar, ülkelerin yasal düzenlemelerle denetim mekanizmalarını güçlendirmeleri gerektiği ve korsanla mücadele için bireyleri daha duyarlı olmaya davet etmeleri olarak ortaya çıkıyor. Ancak küreselleşen dünya çerçevesinde değişen ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullar bu uygulamaların yetersizliğini ön plana çıkarıyor. Bir ülkenin aldığı önlemler bağlantıda olduğu (ki bu bağlantı artık her evden kurulabilmektedir;www!) diğer ülkelerin yetersiz denetimleri yüzünden pek fayda sağlamamaktadır.

Sonuç itibarıyla, korsan yayına karşı çıkışlar, başka bir boyutta, gündelik pratiklerin sorgulanmaya başladığı noktada mana bulabilir. Sınıfsal farklılıkların ekonomik anlamda ortadan kalktığı ya da sınıfların birbirlerine eşit düzeylere yaklaştığı ve kültürel ürünlerin ticari bir meta haline getirilmediği bir toplumsal yapı içerisinde, korsan olana karşı yükselen sesler pekala daha olumlu sonuçlar doğurabilir. Hak sahipleri, eserlerinin yayınlanmasından tüketilmesine kadar olan süreçte daha çok söz sahibi olabilir ve popüler olanın ayrımı bu sayede daha çok ön plana çıkabilir. ‘Özgürce seçme’ nin varolduğu bir ortamda, kültürel alanını kendi bilinçli üretimleriyle inşa eden bireyler, böylece korsan yayınlara karşı daha farklı bir tavır sergileyebilir. Bu noktada korsan olanın tamamen yok olacağından bahsetmek güç olsa da, 21. yüzyıl toplumlarında korsana karşı olmanın bir çözüm getirmesi çok daha güç görünüyor.

Tüm bu açılardan bakıldığında, korsan yayınlara olan eleştirilerin, hakim popüler kültür çerçevesinde, yön değiştirmesi gerekiyor. Korsan olanın doğal bir oluşum olduğunu kabul ederek başlayan bir karşı çıkış, onu oluşturan nedenlerle ilgili ipuçlarını bünyesinde barındırarak, esas sorunu gözler önüne seriyor: Kültürel pratiklerimizi gerçekleştirmede, özgürce seçme hakkımızı ne derece kullanabiliyoruz? Ancak bu da başka bir tez konusu.