‘KONUŞMADILAR’ Kategorisi için Arşiv

Nedir Bu HPV?

Yayınlandı: 19 Haziran 2009 aylakmaymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

hpv

Son zamanlarda sıkça haberlerine rastladığım HPV’nin, sosyal sorumluluk projeleri kapsamında da ele alındığını görüp, araştırmalarıma başladım. Peki nedir bu HPV?

HPV (Human Papilloma Virüs) rahim ağzı kanseri olgularının neredeyse tümünün kaynaklandığı virüstür. Dünyada yaklaşık 630 milyon kişinin HPV enfeksiyonuna sahip olduğu tahmin edilmektedir. HPV’nin yaklaşık 20 farklı türü genital enfeksiyona neden olmaktadır. HPV’nin belirli tiplerinin neden olduğu rahim ağzı kanseri olarak bilinen serviks kanseri, meme kanserinden sonra  kadınlar arasında en sık görülen 2. kanser türüdür. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, yaklaşık 2 milyon kadında rahim ağzı kanseri bulunmaktadır ve tüm dünyada her gün 650 kadının rahim ağzı kanseri nedeniyle hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir.

HPV enfeksiyonu sonucunda hem kadında hem de erkekte genital bölgede siğiller ortaya çıkabilmektedir. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yeralan HPV, oldukça bulaşıcı bir virüstür. Bulaştıktan sonra 2-6 aylık bir kuluçka devresini takiben genital bölgede ve/veya anüs etrafında sayıları ve büyüklükleri değişken kondilom (siğil) adlı kitlelerin oluşmasıyla belirti verir. Genital bölgesinde siğil çıkan kişilerin vakit kaybetmeden doktora gözükmeleri gerekmektedir. Kitlelerden biyopsi alınarak tanı koymak enfeksiyonun önüne geçmek açısından önemli bir basamaktır.

kadin2HPV’nin yol açtığı genital enfeksiyonları ve  rahim ağzı kanserini önceden teşhis etmede en önemli yöntem, halk arasında simir testi olarak bilinen Pop Smear Testi’dir. Jinekolojik muayene sırasında, rahim ağzından alınan örneğin bir lam üzerine sürüldükten sonra incelenmesi yöntemidir. Kadınların düzenli olarak simir testlerini ve jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir. Ayrıca son yıllarda geliştirilen aşıyla; rahim ağzı kanseri, kanser öncesi lezyonlar ve genital siğillere karşı koruma sağlanmaktadır.

Kanser kelimesinden ürktüğümüz kadar bizim yakınımıza gelemeyeceğine de o derece inandığımızı görüyorum. Teyzemin rahim ağzı kanserine yakalanmasından sonra doğal olarak bu algım değişti ve gerekli okumaları yapmaya başladım. Tüm okuyucularımızın bu konuda bilinçlenmeleri ve HPV’ye karşı tedbir almaları yönünde bir yazı yazarak katkı sağlamak istedim. Bayanların en az 6 ayda bir en fazla yılda 1 kez olmak üzere smear (simir) testlerini mutlaka yaptırmaları ve HPV’ye karşı aşı olmaları  gerektiğini tekrar hatırlatarak sağlıklı bir yaşam diliyorum.

Marla Olmak

Yayınlandı: 19 Mayıs 2009 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

Uzun zamandır sitemize koymak için bir yazı yazmak istiyordum. Nedense son günlerde duyduklarım, gördüklerim ya da konuştuklarım yazıya dökülmeyi istemediler. Bir nevi yazmama eylemi yapıyor içimdeki sözcükler, tüm noktalama işaretleriyle birleşip aklıma oyun ediyorlar. Bugün kırıyorum grevlerini. Çünkü uzun zamandır heyecanlanmadığım kadar heyecanlandım. Aslına bakarsanız bahsedeceklerimin gündemi çoktan geçti. O zamanlar Marla 4 yaşındaymış şimdilerde 7-8 olmuştur. Marla kim ki duk? Bilmeyenler için hemen anlatmaya başlıyorum:

Marla_Movieweb

Zane Dancing

Dün gece televizyonda bir belgesel başladı. Oz büyücüsünün müziği eşliğinde etrafta boya kalemleriyle koşuşturan küçük bir kız belirdi. Resim yapmayı çok seven ama nedense ayda yılda bir kere bir doz alan bir insan olarak merak ettim. 2007 yapımı olan bu belgeselin adı: ‘My kid could paint that’ (bunları yapan benim çocuğum). Başrolünde dört yaşında, cin bakışlı Marla Olmstead var. O yıllardan günümüze kadar yaptığı resimleriyle ailesine servet kazandıran şu minik kız. Nasıl olur ki nasıl nasıl nasıl!! İlk açtığı sergisinde diğer ressamların eserleri 8 bin dolara satılırken onun ki 15 bine alıcı buluyor…

marla-olmsteadİzledim. Bitti ve diğer kanalda tekrarı başladı onu da izledim. Şimdi hikaye şu: Baba karakterimiz olan ‘Baba’ amatör bir ressam. Bir gün karısının resmini yaparken o zamanlar iki yaşındaki kızı Marla’nın boyalara aşırı ilgi gösterdiğini farkediyor. Bir taraftan da onun resmini mahvetmesin diye veriyor önüne bir kağıdı oyalanmasını ümit ediyor. Burada bir ümidin gerçeğe dönüşmesinin hikayesi yatıyor. Çünkü Marla o yaştaki bir çocuğa göre harikalar yaratıyor. (Burada anti parantez: Anne hiçbir zaman çocuguna dahi gözüyle bakılmasını istemiyor çünkü ona göre dahilikle delilik arasında ince bir çizgi var:) ) Böylece Marla boyamaya başlıyor. Önüne ne koyarlarsa, parmaklarıyla, spatulayla, fırçalarla… Ailenin kafe sahibi bir arkadaşı Marla’nın resimlerinden birini kafesine asıyor. Ve resim çok büyük talep görüyor. Benim yorumumca büyük bir ressam olmak içinde kalmış olan Baba bu durumu hemen değerlendirmeye karar veriyor; Marla’ya sergi açılmalı…

Purse

Purse

İlk sergiden ufak çaplı bir servet ve dünya çapında bir ün yakalıyor Marla. Dünyanın dört bir yerinden resimlerine talepler artıyor. Tabii medya kuruluşları yakaladıkları haberi bu kadar çabuk gündemden düşürmek istemiyorlar ve Marla bir resmi baştan sona yaparken kameraya çekiyorlar. Bu resmin adı Purse. 60 dakika isimli bir programda bu resim bir psikolog tarafından diğer resimleriyle karşılaştırılıyor ve kesinlikle birbirlerine benzemediği sonucuna varılıyor. Bu programdan sonra Marla’nın tüm resimlerinde aslında babasının izi olduğu iddiası ortaya atılıyor. Çocuklarını kullanmaktan ötürü ailesi yerin dibine batırılıyor. Daha sonra aile kendini aklamak için Marla’yı başka bir resim yaparken çekiyorlar. Bu resmin adı da Ocean. Yukarıda da gördüğünüz gibi iki resim birbirlerini andırıyor ve diğerlerinden bir nebze de olsun farklı. Yine de Marla ve ailesi olaylardan dolayı aklanıyorlar ve Marla hala küçük dahi ressam olarak yaşamına devam ediyor.

marla

Ocean

Peki ben neden bu belgeseli iki kere hem de aynı gün içerisinde izledim ki? Kafamda aileye karşı oluşan şüphelere rağmen Marla’yı resim yaparken görmek çok rahatlatıcı da ondan. Öncelikle Marla ister babasının yardımı olsun ister olmasın hem kendisinin hem de kardeşinin eğitimi için yetecek de artacak olan parayı daha dört yaşındayken kazanmış bir insan. Ülkemizde insanlar parasızlıktan kıvranıyor ve işsizlikten yakınıp duruyor. Ama duruyor işte öylece, kimse hiçbirşey yapmıyor. Üretmeye yönelik her adım maddiyatla birleştiriliyor. Oysa ki Marla o resimleri yaparken dünyanın en mutlu çocuğu, insanı… Yüzündeki o rahatlama ve eğlenceyi gördükten sonra kazandığı paralara odaklanmak aklınızın ucundan geçmiyor. Ve bişeyler yapıyor olmanın inanılmaz hafifliği Marla’nın her yanı boya olmuş yüzünde gizli.. Marla’da beni çeken diğer şey ise resim yaparken sadece eğleniyor olması.. Bir insanı zorlayarak o kadar resmi yaptırmanız imkansız gibi birşey.

ht_hiddenpiggy_071004_ssv

Hidden Piggy

Eğer Baba bir katkıda bulunuyorsa bu en fazla bir şarkının düzenlemesini yapan kişiyle eşdeğer görülebilir. Çünkü esas eğlenceyi besteyi yapan yaşar. Çünkü esasında Marla kimseyi umursamadığı rengarenk bir dünyanın içinde yaşıyor ve ilerde yaptıklarını sadece kendine saklama ihtimali yüksek.. O küçük kız da içimdeki kendi küçüğe bir dokunuş hissetmemdendir bu heyecanım. Bu nedenle ailesini sahtekar olarak nitelendirenlere de anlam veremiyorum. Bir çocuğun mutluluğuna böyle güzel imkanlar sunmak ve bunları onun için değerlendirmeye sokmak kimin açısından kötü?

Evet binlerce dolar verip resimleri alanlar açısından.. Kendilerini kandırılmış düşündükleri için. Oysa ki bu hikaye tamamen bakış açısıyla ilgili. Küçük bir kızın ne kadar para aldığıyla ilgilenmek yerine onun mutluluğunu görmekle ilgili. İnsanlar kandırılmayı istiyorlar, evet.. Oturtup Marla’yı yaptığı resimleri anlatmasını bekliyorlar. Açıklamalar bekliyorlar. Bu bir insanı sevmek için size nedenler sunmasını beklemekten öte bir şey değil. Bu bedel istemek demek. İşte kim tarafından yapılırsa yapılsın hangi sanat dalı olursa olsun insan ilişkileri arasına para girince yalanlar, yalancılar, kızanlar, beğenenler vs.. doğuyor; oysa Marla tüm dünyaya sırtını dönmüş boyuyor, boyuyor ve boyuyor……f0089299_22145649

Ben de yaptım. 25 yaşındayım ve 4 yaşında kendince bir teknik yaratan Marla’nın heyecanını kendime aldım. Daldım boyaların içine. İsim bile koydum: ‘Saman Saçlı Kız’, belki resim değil belki hiçbir değeri yok kimsenin gözünde … Ama bu resmi yaparken ki yüzümdeki gülümse de sadece bana ait. Sevgiler….

MaRla’nın diğer eserleri ve resim yaparken ki videosu için:

http://www.marlaolmstead.com/

Yine denk geliyorum, birileri bas bas bağırıyor televizyonda. “Burası bir hukuk devleti” ve  “Türk adaletine güveniyoruz”  gibi cümleler birbirini kovalıyor. Üzerinden 76 gün geçmiş bir cinayetten ve katil zanlısının bulunamamasından bahsediyorlar. Münevver Karabulut, 4 Mart 2009 tarihinde Etiler’de bir çöp konteynerinde kafası kesilmiş ve gitar kutusuna konulmuş, vücudu ise bir bavula konulmuş olarak bulunan 18 yaşındaki lise öğrencisi bir genç kız. Katil zanlısı ise dolandırıcılık ve nitelikli zimmet suçlarından tutuklu yargılanmış olan Hayyam Gariboğlu’nun yiğeni, AKP Başakşehir belediye meclis  üyeliğine 28. sıradan aday Tülay Makbule Garipoğlu’nun oğlu Cem Garipoğlu’dur.

capture1ft1

Hukuk devletimizin kısa sürede unuttuğu diğer bir olay ise, Burak Erdoğan’ın ehliyetsiz araba kullanarak, kırmızı ışıkta geçip Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne neden olduğunun iddia edildiği olaydır.  Kazadan sonra belediye arazözlerinin kazanın olduğu mahalleye gelip caddeyi baştan aşağı yıkamaları ve 35 metrelik  fren izini tamamen silmeleri ise diğer bir iddia olarak karşımıza çıkmaktadır. Burak Erdoğan’a kazadan sonra, üç ay önce verilmiş  gibi ehliyet düzenlenmesi de diğer bir iddiadır. O dönemde İstanbul Belediye Başkanının Burak Erdoğan’ın babası Recep Tayyip Erdoğan olması ise sanırım tamamen bir tesadüftür ve bu olaylara hiç bir etkisi olmamıştır. Ayrıca Burak Erdoğan için ‘tamamen kusursuz’ raporu vererek beraatini sağladığı iddia edilen Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi Başkanı Eyüp Çakmak, Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ ne genel müdür yardımcısı olarak atanmıştır.(21.10.2004 ).

Münevver Karabulut cinayetinde İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’a göre, aile “Kızlarını takip etselermiş” bu olaylar olmayacakmış. Gerçi doğal gaz zehirlenmesinden ölen gençlerin ardından “Çıplaklardı alem yapıyorlardı” diyen Başkent Doğalgaz Genel Müdüründen sonra ürkütücü bir zihniyetin yansıması olan bu yorumlara şaşırmamak lazım.  Bunlar nasıl bir adalet anlayışının hakim olduğunu da gösteriyor bizlere. Daha çok örnek verilebilir, çok yorum yapılabilir bunun üzerine ama gerek yok sanırım. Özünün olayların ve sarf edilen sözlerin içinde saklı olduğunu düşünüyorum. Son olarak söylenebilir ki; ne güvenebileceğimiz bir adaletten ne de bir hukuk devletinden söz edebiliriz.

3 Maymun BÖ’de!

Yayınlandı: 9 Nisan 2009 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

sunipeyk1

 

Sevgili, saygıdeğer ve pek muhterem 3 Maymun takipçileri;

 

Bir yerlerde duydunuz, gördünüz ya da konuştunuz mu bilmiyoruz ama, bu yazımız 2009 Blog Ödülleri ile ilgili. Evet, evet duyar gibi oluyorum: Tebrik ediyorsunuz. Neden? Çünkü 3 Maymun olarak biz de blog ödülleri için yarışmaya hak kazandık!!

 

Öhöm, elbette bu hepimizin başarısı.. Yaklaşık beş aydır beraberiz ve bu kısa zamanda sizlerden çok güzel tepkiler aldık. Yorumlarınız ve paylaşımlarınızla bize katıldınız, hatta eleştirilerinizle azcık damarımıza bastınız ve bizi daha ileriye, güzele taşıdınız.. Bu nedenle 3 Maymun hepimizin sitesi..

 

Sitemizi hep beraber dereceye sokabilmek için ise yapmamız gereken tek şey 11 Nisan’ı beklemek. 1126 Nisan arasında http://2009.blogodulleri.com sayfasını ziyaret ediyoruz. 3 Maymun olarak kültür sanat kategorisinde yarışıyoruz, bu nedenle bu kategorideki tüm adayları ince eleyip sık dokuyup oyumuzu veriyoruz. Tabii gönül ister ki direkt bize oy verin 😀

 

Uzun lafın kısası arkadaşlar biz bu konuda çok heyecanlıyız, hepinizin de bu heyecanı bizimle paylaşmasını diliyoruz..

 

Arkadaşlar, gün itibarıyla oylama süreci başlamış bulunuyor. Sitemize oy vermek isteyenler aşağıdaki linkten 3Maymun’u bulup oy ver kısmına tıklayabilirler. Tabii önce üye olmanız gerekiyor. Email adresiniz ve belirlediğiniz şifrenizle kolayca üye olabilirsiniz…

 

Oylama için http://2009.blogodulleri.com/kategori/7 

Babil İnternet Kulesi

Yayınlandı: 31 Mart 2009 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, ,

“Başlangıçta dil (logos) vardı”

babilArtık tüm dünya genelinde en spontane işlerimizi bile internet üzerinden hallediyoruz. Paylaşım sitelerinin varlığıyla birlikte hepimiz müziğimizi, kitabımızı hatta arkadaşlığımızı bile paylaşıyoruz. Peki artık dilimizi bile paylaşabileceğimiz bir site olduğundan haberdar mısınız?

www.livemocha.com

Misal ben şu an İspanyolca öğreniyorum. Nasıl mı? Her internet sitesinde olduğu gibi öncelikle bir üyelik ediniyoruz. Üyeliğimizi oluştururken Speak kısmına konuştuğumuz dili Learn kısmına öğrenmek istediğimiz dilleri işaretliyoruz. Ve böylece hesabımız oluşturuluyor. Daha sonra bir de bakıyoruz ki bu sitede herkes öğretmen ve aynı zamanda herkes öğrenci. Learn kısmından istediğimiz dilin seviyesine göre olan kursumuza başlıyoruz. Önce resimlerle birlikte hazırlanmış kısa bir öğrenim süreci, sonrasında öğrendiklerimizle ilgili küçük testler.. İşin en güzel kısmı write ve read (yazma ve okuma) alıştırmalarının olması. Hatta okuma alıştırmaları için sistem kendi webcamimizi  (ya da mikrofon) o kadar rahat algılıyor ki hiç zorlanmadan o bölümü de tamamlayabiliyoruz. Daha sonra ise benim en çok etkilendiğim kısım; dünyanın bilmem hangi köşesindeki bir İspanyol sanki kırk yıldır sizi tanıyomuş gibi gelip şu böyle olmamış, şuna dikkat et diye mesajlar bırakıyor. Hatta o da kendi sesini çekip doğru okunuşları size yolluyor.

Dahası ne mi? Ben de karıştırdıkça öğreniyorum. Tabii rahatsız edici durumlar da söz konusu. Örneğin her yerde olduğu gibi bazı kendini bilmezler bu siteyi de bir arkadaşlık sitesine dönüştürmeyi iş edinmişler. Ama onaylamamak size kalmış bir seçenek olduğu için rahat ediyoruz.

Benden tavsiye “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” diyen Wittgenstein’a kulak verin, sınırlarınızı genişletin…

ist21Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün İhsan Oktay Anar’a verildiğini öğrendiğimde sizlerle bunu paylaşmak istedim. Önce ödülden biraz bahsedelim; Can Yayınları’nın katkılarıyla Erdal Öz’ün anısını yaşatmak amacıyla ailesi tarafından kurulmuş bir ödül. Yaşayan ve son üç yıl içinde yeni bir yapıtı yayınlanmış olan tek bir yazara verilen bu ödül, sahibine Erdal Öz’ün doğum günü olan 26 Mart’ta her yıl aynı yerde, Pera Müzesi’nde düzenlenecek bir törenle veriliyor. 2008 yılında ödülün sahibi Gülten Akın olmuş. Bu yıl ise romanlarıyla ortaya koyduğu özgün üslubu nedeniyle İhsan Oktay Anar’a verilmiş. Daha önce de sizlere Anar’dan bahsetmiş ve Suskunlar adlı romanını tanıtmıştım. Bu haberi de paylaşmadan edemedim.

ist33İhsan Oktay Anar ile ilgili diğer güzel haberim ise yazımızın başlığıyla aynı adı taşıyan sempozyum. 25 Nisan 2009’da İstanbul Bilgi Üniversitesi santral istanbul kampüsünde düzenlenecek olan İhsan Oktay Anar sempozyumunun ekşi sözlükten faydalanarak edindiğim programının içeriği şu şekilde olacaktır:Murat Belge, Ahmetİ, Handan İnci, Asuman Kafaoğlu Büke, Ömer Türkeş, Semih Gümüş gibi akademisyen ve eleştirmenlerin konuşmacı olarak katılacağı sempozyumda; Elif Şafak, Gürsel Korat gibi romancılar Anar edebiyatı konusundaki fikirlerini paylaşacak. Mustafa Altıoklar, Ezel Akay, Derviş Zaim gibi sinemacıların Anar’ı sinemaya aktarmayı tartışacağı; roman konuları ile alakalı olarak mekanik (Haluk Örs), denizcilik (Temuçin Tüzecan) ve müzik uzmanlarının (Ersu Pekin) da sunumlar yapacağı; İlban Ertem’in Puslu Kıtalar Atlası’nı çizgi roman olarak yeniden oluşturma çalışmalarını, Turgut Berkes’in bu romanı ingilizceye çevirme sürecini; Zeynep Avcı’nın Efrâsiyab’ın Hikâyeleri’ni oyunlaştırırken yaşadıklarını anlatacağı oturumlar sırasında romanlardan yola çıkılarak hazırlanan bir drama ve bir meddah gösterisi izlenebilecek, “bezmara” dönem müziği’ni yansıtan kısa bir dinleti sunacak. Oturum aralarında gezilecek sergi alanında, penguen dergisinin çizerleri tarafından tasarlanacak yirmi beş roman karakterinin insan boyutundaki kopyaları, Kitab-ül Hiyel’deki üç makinanın maketleri, Suskunlar’daki müzik aletleri ve roman karakterlerinin güzergâhlarının eski İstanbul haritaları üzerindeki izlerini gösteren kolajların yanında Anar’ın kendi çizimlerinden ve el yazmalarından örnekler bulunacak.

Böylesi zengin bir içerik beni heyecanlandırdı doğrusu. Eski İstanbul resimleriyle süslediğim bu yazı da sizi heyecanlandırmıştır umarım. İmkanı olanların ve özellikle de Anar okuyucularının gidip görmesi gereken bir sempozyum olduğunu düşünüyorum. Şimdiden iyi seyirler diliyorum.

ist12

 

Evrim; Değişim; Gelişim ve DARWIN

Yayınlandı: 13 Mart 2009 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , , , , ,

Birikmiş ve haklı sebeplerimden ötürü Bilim ve Teknik dergisini kınıyorum. Bildiğiniz gibi bu çıkışım Darwin’in garip bir şekilde ört bas edilmesine karşıdır. Anlaşılan o ki artık ülkemizin bilim adamları 3 maymunu oynamaya karar vermişler ve hadi Darwin hiç yokmuş gibi davranalım demişler. Evrim teorisini kanıtlar biçimde davrandıklarını hiç bilmeden hem de…

 darwin1

Bozkurt Güvenç’in İnsan ve Kültür isimli kitabında Darwin hakkında önemli bir ipucuya ulaşmak mümkün; Darwin, Türlerin Kökeni adlı denemesinde nesli tükenmiş ya da bugün yaşayan canlı varlıklar arasındaki farkları açıklamak amacıyla evrim kuramını ileri sürüyor. Buna göre, doğal ve ekolojik koşullara uygunluk ve doğal seçilim ilkeleri, biyolojik evrime yön veriyor. Ancak Darwin kitabında insan ve onun evrimi hakkında kesin hiçbirşey söylemiyor. Daha sonra, çağdaşı Thomas Huxley’nin yazdığı İnsanın Doğadaki Yeri adlı eserde insan, goril ve şempanze anatomileri üzerinde karşılaştırmalar bulunuyor. Ve Huxley kuyruksuz maymunların, biyolojik bakımdan (ki bu ayrım oldukça önemli) insana en yakın akrabalar olduğunu iddia ediyor. Darwin Huxley’i destekleyen bir eseri onun eserinden sonra yazıyor: İnsan ve Türeyişi… 

Ve bu meşhur eseri algılamada hep aynı eğilim ortaya çıkıyor yüzyıllardır: Darwin insanoğlunun maymundan geldiğini söylüyor (!). Bu yanlış kanı olsa olsa belli çıkar hesaplarının korunmasına yönelik ortaya çıkıyor. Çünkü Darwin ve Huxley kesinlikle maymunla insan arasında bir ata-torun ilişkisi olduğunu söylememişlerdir. Söyledikleri insan ve maymunun ortak bir atadan gelen yeğenler olduğudur. (Buna bağlı olarak şöyle bir yaygın kanı da oluşturulabilir; canlılar tek bir atadan türer ki bu durum tektanrılı inançları daha da olumlar bir konumda bulunabilir. Ve hatta daha sonraları evrim teorisini esas alan Spencer tüm canlıların tek bir enerjiden türediğini ortaya koymuştur.) Ama ne yazık ki bilimsel gözlemlere dayalı bu iddia senelerdir yanlış anlaşılmaya devam ediyor. Özellikle evrim olgusunun ileriye yönelik bir gelişme olduğunu esas alanlar için. Oysa ki evrim belli bir değişimi beraberinde getirir ve her değişim illa ki gelişmek anlamında değildir.

Bu yanılgı en çok sosyal bilimlerde kendini göstermiştir. Darwin’in evrim teorisini esas alıp toplumları inceleyen bir çok bilim adamı evrimsel ilerlemeyi bir gelişme olarak ele almış ve örnek birer toplum tipolojisi ortaya koymuşlardır. Buna göre kabile hayatından kapitalin gelişimine kadar gelmiş toplumlar evrim sürecinde en üst sıralardadır. Bu açıdan baktığımızda bizim örnek toplumumuz olsa olsa ABD ya da Avrupa Birliği ülkeleri olabilir. Çünkü onlar çağlarca evrimleşmiş ve paralel olarak gelişmiş toplumlar olarak adlandırılabilmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında bugünküne benzer bir demokrasinin görüldüğü Antik Yunan Site Devletleri bile evrimsel çizgide alt sıralardadır. Az gelişmiş toplumları belirleyen bu kuram sayesinde sömürü toplumları ortaya çıkmış ve bunun gelişmeyle paralel olduğu söylenerek sömürgeler, emperyalist yönelimler meşrulaştırılmıştır.

Oysa ki her değişim bir gelişimi beraberinde getirir kanısı oldukça yanlıştır. Değişim eskiyi yeninin yerine koyabilecek kadar güçlü bir imgedir. Ve evrimin esası değişim ile özdeşleşebilir. Bilim adamlarına göre geleceğimiz kafa yapılarımızın uzaması, azı dişlerimizin düşmesi ve telepatik yönden daha duyarlı hale gelmemiz olarak şekilleniyor. Bunların hepsi insanoğlu için birer biyolojik değişme olarak tanımlanabilir. Ancak bu bir gelişme midir? Belki de insanoğlunun safkan bir şekilde doğadan kopuk biçimde yaşamaya başlaması bir gerilemedir kendi açısından.

evrim

Kısaca anlatmaya çalıştığım şudur: Bilim ne olduğumuz ve nereden geldiğimize dair ipuçlarına bizi ulaştırabilir ancak. Kesin kanıtlar olmadan bilim kendisini bile yok edebilen bir tarza sahiptir. Yüzyıllardır açılan yeni okullar ortaya atılan yeni iddialar kendilerinden bir öncekine tepkisel olarak zaten ortaya çıkmıştır. Darwin sonrası onun öğretilerine tepki olarak ortaya çıkan pek çok farklı görüş söz konusudur. Hal böyle olunca sanki Darwin yeni duyulan bir isimmiş ve büyük bir aydınlatma yaratacakmış gibi korkup onu bilim kitaplarından çıkartmak da ne oluyor? Kaldı ki Darwin bu muameleler sayesinde haklılığına kanıtlar bulmaya devam ediyor. Bilinçsizce davranan bilim adamları topluluğu doğadaki tüm canlılarla uzaktan akraba olma eğilimi taşıyorlar. İnsanoğlu hala gelişimini tamamlayamamış, nereden evrilmiş olursa olsun…