Mesajlar Etiketlendi ‘dünya’

Dünyanın Sorduğu Gün

Yayınlandı: 27 Aralık 2008 may3un tarafından SORMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

Reklamlar

Bilye Dünya

Yayınlandı: 18 Aralık 2008 may3un tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, ,

 

wimg_pre_2005_marble_world

Bilyeydi dünya

Yuvarlandı ters yüz oldu

Sular doldurdu gökyüzünü

Çalkalanırken boyandı hafif

 

Bilyeydi dünya

Çocuktu tanrı

Güzel bir atış yaptı

Ona sahip oldu

 

Dil ya da Dünya

Yayınlandı: 9 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

 

 

    “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” 

                                                                   Wittgenstein

 

 

Gazetedeki haberi ilk okuduğumda üzgünlüğümü nasıl dillendireceğimi bilmiyordum. Ama az düşünmeyle buna ulaştım. Fransa’da Müslüman mezarlarının üstünü siyah boyalarla tahrip etmeleri konusundan bahsediyorum. Bu dünyadan göçüp gitmiş ve artık hiç bir din, dil, ırk ayrımı götürmeksizin toprağa karışmış insanların da ırkçılığa alet edilmesi sinirlerimi yıprattı. Ve bir kez daha soru işaretleri oluştu aklımda.

 

Halk arasında Wittgenstein’dan hiç de eksik kalmayan bir laf vardır: Anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır diye. Karşı taraf anlamadıkça, iletişim varolmadıkça dünyamızın sınırları onun ki kadar kalıyor işte. Siz ne kadar açmaya çalışırsanız çalışın, ne kadar genişletmeye ya da, bir fayda etmiyor iletişimsizlikten. Belki de anlatma yöntemleri değişmeli…

 

Haberi ilk gördüğümde Fransızca’nın yapısı geldi aklıma. Eşyalara bile erkek ve dişi olarak bakan ayrımcı bir zihniyet. Kesinlikle Fransızlara imalarda bulunmaya çalışmıyorum. Türkiye’de ırkçılık yok mu, var. Yalnızca bu olay üzerinden verebileceğim bir örnek olduğu için ve bu konu hakkında daha önce uzunca düşündüğüm için…

 

Bir siyahiye zenci demek, bir Alman’a nazi gözüyle bakmak, bir müslümana terörist damgası basmak.. O kadar kolay ki ayırmak, özellikle söz konusu olan kavramlarsa.. Düşün dünyamızda nelere ne dememiz gerektiği konusunda çocukluğumuzdan eğitiliriz. Eğer küçük bir Fransız masaya dişil özellikler yüklemesini öğreniyorsa hiç bir zaman erkek ve kadını aynı kulvarda görmeyecektir. Tabii ben de erkek ve kadın arasındaki farklılıkların ayırdındayım ve eşitliğin mutlaka sağlanması gerekli diye bir düşüncem yok. Çünkü zaten eşitiz. Çünkü zaten herkese sadece insan gözüyle bakmaya başladıktan sonra eşitliği kabul etmişiz demektir. Hümanizmin yeşerdiği topraklarda ise bu ayrım kendi dillerinde başlıyor öncelikle. Kişisel gelişimleri sırasında nesneleri ayırmaya başlayan zihinler özneleri de kategorize etmeye başlıyor illa ki.

 

George Simmel bu noktada ‘ve’ ayrımından ziyade ‘ya da’yı tercih ediyor. Kadın ve erkek, doğa ve insan, siyah ve beyaz yerine, kadın ya da erkek, siyah ya da beyaz, tanrı ya da doğa (deus sive natura)… ‘Ya da’ ayrımı böylelikle bir takım farklılıkları kabul ederken esasen bütünleştirici bir değer kazandırıyor kavramlara. Çünkü cümlelerimizi şöyle tamamlamamızı olanaklı kılıyor; kadın ya da erkek hepimiz insanız. Tanrı ya da doğa hepsi bir bütün… Siyah ya da beyaz ise en başından birbiri içinde birbirini taşıyor (Yin Yang).

 

Konuyu dağıtıyorum gibi görünüyor, biliyorum, ama konuyu bütünlüyorum. Mezarların üzerini boyayan zihniyet bir şey anlatmaya çalışıyor elbet. Anladığımız şey ise ne kadar vicdansız oldukları sadece. Ülkenin Cumhurbaşkanı Sarkozy ‘iğrenç ırkçı bir saldırı’ diye dillendiriyor olayı. Bu laftan saldıranların anlayacağı şey ise ‘evet, doğru’ olacak. Ve bu görüntüler böylelikle son bulamayacak.

 

Bir şeyler anlatmak istediğimizde en basitinden ikili ilişkilerimizde bile çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Dünyaca bir iletişimin ve yahut küreselleşmenin olumsuz tarafları en çok dilden kaynaklanıyor. Farklı bir dilde, farklı yöntemlerle konuşuyor olabiliriz. Ama demeye çalıştıklarımızın arkasında yatanı anlatmak için bunlar çoğu zaman yeterli olmuyor. Belki de bu nedenle resimler yapıyor, filmler çekiyoruz. Sanat dilimizin tıkandığı noktalarda devreye giriyor. Ben şahsen, mezarların üzerindeki siyah işaretlerle ne denmeye çalıştığını kavrayamıyorum. Bunu yapanlara ırkçı deyip geçmenin ne kadar yararlı olacağını ise hiç anlayamıyorum. Bir yerlerde farklı yöntemler bulmalıyız. Bir zamanlardan sonra tükenecek olan yaşamımızı bir arada geçirebilmeli öğrenmeliyiz. Ama nasıl? Bilemiyorum…

Dünyayı Yaşar Kemal’den Dinlemek

Yayınlandı: 5 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, ,

 

“Bütünleme denetlenicidir, ama kuşkusuz, irade yoluyla sağlanması söz konusu değildir. Eğer yapılabilmişse, bu yaratıcı bir buluş olur. Ne zaman bu türden çağdaş bir romancı örneği vermem istense, aklıma gelen ilk ad Yaşar Kemal olmuştur.”

         Raymond Williams

 yasarkemal221

Cumhurbaşkanlığı Ödül Töreni’nde Kültür Sanat Büyük Ödülü alan Yaşar Kemal’in o herşeyi aydınlatan, şu yaşadığımız çağda tüm sorunlarımızın çıkış noktalarına değinen konuşmasını dinleyenleriniz olmuştur. Raymond Williams’n yukarıda ifade ettiği şekilde, birey ve toplumu, sanat ve politikayı bütünleyebilen bir irade olarak Yaşar Kemal, konuşmasını da tam bu iradeye uygun olarak hazırlamış.

 

Diyor ki ‘ Dünya tükeniyor, insanlar bile bile yok oluyor…… Tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuş demektir….. Anadolu binlerce kültürün kaynağıdır, yaşayan her halk kendi ana dilini kullanmalıdır…. Bu yaşadığımız çağda iki büyük savaş oldu ve hepsinin adı dünya savaşı……. Bu politika değil, dünya yok oluyor, bu namusla,vicdanla ilgilidir…’

 

Ben ise şu sözlerinden devam etmek istiyorum. Avrupa’da artık mistik düşüncenin yerini aklın aldığından bahsetti Yaşar Kemal. Ve ekledi; Düşün yerini akıl alamaz! Mantığın ya da gözle görünen, elle tutulanın ardında yatanların ifadesidir sanat. Hep düşünmüşümdür, tüm renkleri her insanın başka bir şekilde görebilme ihtimalini… Dört bir yana savuşturduğumuz kavramların herbiri bütün insanlara aynı duyumsamayı yaşatabilir mi? Akıl bildiğinde bir elmanın yere düşme kuvvetini, aynı elmanın bir masalda konuşabilmesine tepkisiz kalabilir. Toplum denilen kavram, her içselleştirmede farklı yorumlanabilir. Safi akıl süzgecinden geçmiş terimsel çıkarımlar yerine bir roman pekala içinde yaşadığımızı çok daha net karşımıza çıkarabilir. İşte o roman, iradenin yaratıcı bir buluşu, toplumun, bireyin, insanın, doğanın, yaşamla ilgili herşeyin bütünleşmiş hali olur.

 

“En büyük yazarların eserleri bile bazen ölür, ama vicdan ölümlü değildir. Kıyamete bile kadar yaşayan sevgiler vardır” diyor Yaşar Kemal. İşte bu nedenle evrensele yöneliyor eserleri. Bu nedenle sadece yazarken değil konuşurken de aynı iradeyi görmek mümkün.

 

Dünyayı Yaşar Kemal’den dinledim dün. Hiçbir aidiyetimle değil, sade yaşıyor ve dünyada olan bitene üzülüyor olarak. Bir vicdan olarak baktığımda gördüm ki; yazarlarımız isyan ediyor, onları unutmak bir yana dünyayı unutmuşuz. Şu dünya için yazılmış onca harika esere ödüller vermeye devam etmeliyiz, acilen hepsini teker teker yeniden okumalı ve bilmeliyiz. Çünkü artık öyle yaratıcı iradelerin yeniden doğacağı bir dünyaya sahip olmayabiliriz…