Mesajlar Etiketlendi ‘deneme’

Saat 07.00

Yayınlandı: 23 Aralık 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

 

Işığımı kapatıyorum. Hava hafif aydınlanmış zaten. Televizyonda Deryalı Günlerin tekrarı. Programın adı önemli mi bilmem. Ama Derya önemli bir isim. Hepsi denizler gibi med cezirlere maruz kalarak deliriyorsa bunun en canlı örneği kendisi. Sesini duyduktan sonra televizyonu da kapatmaya karar veriyorum. Şimdi üzülüyorum bunları yazınca, kime ne zararı vardı ki, ama esas soru kime ne yararı vardı ki olmalı..

 

Neyse; yatağa uzanıyorum. Her zamanki tren sesleri kalbimden geçiyor sanki. Sağa dönsem oda çok geride kalıyor, sırtım boşluktayken her an açık hedef. Sola dönsem dışarsı uğulduyor, göremediğim her ses hayal gücüme malzeme… Yok, uyuyamıyorum ben.

 

Açıyorum perdeyi hafif, izin veriyorum gün ışığına, insanım ne de olsa erimem. Uzanıyorum tekrar. Bir o yana bir bu yana sallanıyor hep adabıyla duran ağaç. Dikkatimi çekiyor, ona yoğunlaşıyorum. Rüzgarı bir kez daha en kadimi seçiyorum doğanın duygularından. Koca ağacı ne hallere soktu meret.

 

436_bb

 

Birden farkediyorum. Ağaç aslında bir baykuş. Sabaha kadar uyumamış ve tüm gecesini bir şeylere odaklamış yorgun bir beyinle görüyorum ki; ağaç bir baykuş. Baykuş bir ağaç da olabilir. Ona şu an karar veremiyorum. Gözleri bana dikilmiş. Hiç de hayra alamet olmayan bakışları uykumu deliyor. Hayırdır inşallah yine de. Hep beni mi izliyormuş, ne zamandır ordaymış..

 

Hızla çekiyorum perdeyi. Işığımı açıyorum. Televizyonumu da, e hadi oldu olacak bilgisayara da bir bakalım. Apartman sesleniyor yavaş yavaş. Tak tak tuk topuklu ayakkabılı kadınlar. İşlerine gidiyorlar. İnsanların bu saatlerde işleri var. Ve farkında değiller; yanı başlarında duruyor bir baykuş ağaç – ağaçtan baykuş …

 

Yazarım ben bunu diyorum. Yazarım hapsederim beyaz sayfalara. Eskiler akan suya okurlarmış. Bu da yeni dönem batıllarından olsun. Batıl deyince de aklıma geldi; baykuşlar uğursuz muydu? Şimdi nerden geldi de beni buldu sanki herşey pek bir uğurlu hayatımda da. Kızdım baykuşa, ağaca, yani emin değilim kendime de kızmış olabilirim. Yani bir işin olsaydı, tak tuk ayakkabılar, çoktan uyumuş kalkmış giyinmiş çıkmış yollarda sürünüyordun..

 

Oldu olacak görüntüsünü gizlemiştir bir ağaca bir baykuş, bir baykuşa özenmiştir bir ağaç belki de… İş edinmiş işte kendine. Ben de kendi korkularımı iş ediniyorum, yazmaya değişiyorum uyuma isteğimi.. Bir baykuş da benim içimde gizli…

Mor

Yayınlandı: 20 Aralık 2008 3aymun tarafından PAYLAŞMADILAR içinde
Etiketler:,

PAYLAŞMADILAR köşemiz için bir yazı da sevgili Nil’den geldi. Kendi dünyasını bir renk üzerinden dillendiriyor. Tahmin edersiniz ki bu renk; Mor! Kendisine  teşekkür ediyor, sizi Nil’in dünyasıyla başbaşa bırakıyoruz…

morMor… Hissettiğim her duygu mor.. Korkularım, sevinçlerim, özlemlerim ve daha yaşanası ne varsa.. Bazen tüm dünyayı istediğim renklere boyamak, her yeri, her düzeni, her kalıbı altüst etmek istiyorum.. Beynimdeki ütopyaya ulaşmak için.. Orada esen rüzgar mor benim için.. Keskin, acıtıcı ve huzurlu.. Gökyüzünde bulutlarım var, her seferinde yeni bir şekil, yeni bir anlam yüklediğim bulutlarım.. Uçuyorum.. kanatlarım öyle geniş ki yere düşmek beni korkutmuyor.. Hiçbir yeryüzü şekli acıtamaz canımı.. Uçuyorum.. Rüzgarı yüzümde hissediyorum sonuna kadar.. Havanın binbir renginin içinden geçiyorum.. Tüm insanların kaygılarını, korkularını, sıkıntılarını topluyor ve yükseliyorum.. Hepsini evrenin en uzak, en ulaşılmaz yerine bırakmak için.. Kalbim, gözyaşlarım ellerimde.. Hiçbiri yakamaz canımı.. Çok önce öğrendim yeniden kurmayı.. Eksiksiz.. Belki yerleri yanlış ama ne varsa dağılan hepsi bütün olur en sonunda.. Yeni bir hayat, yeni bir ben.. O yüzden ne çok ben tanıdım.. Ne çok insanla tanıştım bedenimde.. Hepsi farklı bir dünyadan.. Farklı renkte, farklı biçimde.. Ama duygular değişmedi sanırım.. Onlar hep mor.. Değişen sadece tonları.. Açıktan koyuya.. Orada nefes alabildiğini hissetmek güzel çoğu zaman.. Bir uçurumun kenarında bağırmak.. Aşağısı sonsuz huzurla dolu.. Ne sonraki ateş korkusu, ne de sorumluluk.. Hiçbir şey yok.. Farkındalık yok.. Bilinç yok.. Arkanda insanlar var, sana uzanan eller.. Hangisini tutacaksın? İstediğin kimin eli? Bir ele ihtiyacın var mı gerçekten? Sonrası hep geri dönüş.. Aslında hep en uçta olsan da döndüğünü sanmak.. Orada olmak.. Mor evinin içinde, mor duvarlarının arasında olmak.. Mor düşüncelerini tartmak.. Uzanmak mor gökyüzüne sadece sana ait.. Orada herşey mor.. Tüm hissedilenler.. 

NİL

 

Şaşkın Şaşı Böcek, Yusufçuk ve Çocuk

Yayınlandı: 3 Aralık 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , ,
dragonfly-paul-mccann

Dragonflies Dance - Paul McCann

Bu bir tarla böceğinin hikayesi; karanlıktan korkan bir gece böceği. yaşamında hep bu paradoks gizli şaşı gözlümün. şaşkınlığı da şaşılığından gelir zaten. arkadaş ortamında hiç kıyamazlar ona, evet hafif şehlalık var ama sana yakışıyo derler.

 

Özellikle yusufçuk bir başka düşünür onun hakkında. yeşilliğinden gelen sezgisel bir güçle korumasına alır onu. korumacılık değil de aslında hislerinin sevmek olduğunu da sezebilse boy boy cocukları olurdu kimbilir, eninde sonunda o da bir böcek işte.

 

Neyse, bizim tarla böceği gece oldu mu uyanır. korku içinde güne başlar ışıksızlığın arasında. her uyanışında küçük bir panik atak yaşar. kalbi pır pır pır, ki o boyutta bi kalp için oldukça riskli bir durum sosyal hastalıkların baş göstermesi, ama gel gör ki elinde değil bizimkinin. hep eksik sanki bir şeyler, arkası hep boşlukta.. tam o sırada yusufçuk yusufçukzadeler konağından kapıyı aralar. geceye rengini veren kara, yeşile çalarken ekinler aydınlanmaya başlar. buğday renginin sarılığından bihaber tarla böceği hızla karnını doyurmaya çalışır. biliyordur ki acele etmezse ışık kaçacak. yusufçugun her gece onun için on dakkalığına uykusundan olması koca bir doğa dengesini altüst etse de, kimi ülkelerde tsunamiler, kimilerinde depremler başgösterse de o ikisinin arasında ki dengeye karışacak kadar ilahi bi güç gelmemiştir daha vücuda.

 

Şaşkın şaşı böcek, her gece karnını doyurma savaşıyla, yaşama uğraşıyla yusufçuğa teşekkür etmeyi unutur. Her gece bir seçim yapması gerekmektedir; ekinlerin mide sancılatan kokusuyla aralık kapı ardında ışık saçan ömrüne ömür katılası yusufçuk arasında. bir hışım koşsa, narin ellerinden tutup saçlarını okşasa, şaşılığından yusufçuk babanın odasına girmekten korkar. o gün yemek yemese ,sakin sakin yürüse şaşmadan yollar, bu sefer de öleceğini bilir. ona göre genetik bilim hiçbir aşama kaydedememiştir zaten, bu nasıl metabolizma! O on dakika zarfında yusufcuk şöyle düşünür; gelme sakın bana, ekinleri aydınlattım sana, bir kıpırtın yeter mutlu olmama, sakın gelme, sakın ölme seni şaşkın…

 

dragonfly

 

… ve kamera gökyüzüne doğru bir açıyla uzaklaşırken bizimkilerden, bir çocuk yaramaz bıçkın, elinde bir kavanoz, dalar çalıların arasına.. kozalakların biriktiği bir yerden bir böcek yakalar çığlık çığlığa. Koşa düşe, bata çıka evine varır. artık karanlıktan korkmayacaktır..

 

Duvarındaki yeşil gölge bir gün sönüp gidene kadar…