Mesajlar Etiketlendi ‘sinema’

resim063241dd6328779709c3eacd0480cc7fYÖNETMEN: Derviş Zaim

SENARYO: Derviş Zaim

OYUNCULAR: Mehmet Ali Nuroğlu, Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen, Mustafa Uzunyılmaz, Şener Kökkaya, Hikmet Karagöz, Begüm Birgören

SİNOPSİS: Tarihi eser kopyalama suçundan hapse girip çıkmış Ahmet ismindeki bir hat sanatı öğrencisinin, eski bir arkadaşının ricası üzerine tarihi değeri olan bir Kuran’ı yasadışı yollardan satmaya çalışırken başlarına gelenlerden ötürü yaşadığı vicdan muhasebesi.

YAPIM YILI: 2008   SÜRE: 78 dk

3aymun: Derviş Zaim’in “Filler ve Çimen” ve “Tabutta Rövaşata” filmlerinden sonra bu en beğendiğim yapıtı “Nokta”, gerek kurgusu gerekse senaryosu ve oyunculuklarıyla oldukça etkileyici bir film olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle son dönem Türk sinemasında benzer kurguları ve senaryolarından sıyrılıp bize bilmediğimiz bir dünyanın kapılarını açıyor: Hat Sanatı…

40_932NOKTA_FILM

Bu sanatın gereği olan iç hesaplaşma, senaryonun bütününe suç işleyen birinin arınma ve çektiği azaptan kurtulma çabası olarak yansıyor. Hat sanatını icra eden kişinin öncelikle inancının sağlam olması gerekiyor ki, sanatına devam edebilsin. İşte bu inanç muhasebesi, baş karakter Ahmet’in hem sanatını, hem de yaşamını devam ettirebilmesi için önem arz ediyor. Bir başka açıdan bakıldığında ise film iyi-kötü, siyah-beyaz sorgulamalarına suç dünyası çerçevesinden yaklaşıyor. Filmin tek plan ile çekilmiş olması, filme ayrı bir incelik kazandırıyor. Böylece hat sanatındaki devamlılık ve bütünleştirici tavır sahnelerin akmasıyla ve Tuz Gölü’nün devasa beyazlığıyla uyumluluk gösteriyor.

Filmden ilk çıktığımda aklımda kalan cümlelerle bitirmek istiyorum:

“Beyaz kağıt üzerine siyah noktalarız aslında. Hepimiz nihayetinde son bir cümleye nokta olacağız.”

2528347828_20cd8f51f2may3un: Son dönem Türk sineması yıllardır içinden çıkamadığı tekdüzelik ve klişe batağı arasında, “Nokta” gibi bir filmle karşılaşmak büyük bir sürpriz oldu. Gişe başarısı için yapılan saçma sapan filmleri bir kenara koyacak olursak, maalesef Türk sineması uzunca bir süredir birbirine benzer konular, kadın-erkek ilişkileri versiyonları, artık kabak tadı veren bir türlü gitmeyen hikayeler, klişe karakterler ve yetersiz oyunculuklar (buna yanlış oyuncu seçimleri de dahil) denizinde boğulmuş durumda, buna ödül alan bir çok film de dahil, ki sonuçta bu da keçinin olmadığı yerde koyuna Abdurrahman Çelebi derler durumu. Tabii yine de arada çıkan gerçekten güzel filmler yok değil, işte “Nokta” da bunlardan biri, hem de bir çok eksiğine rağmen, son dönemde Türk sinemasında ihmal edilmiş bir tür olarak gördüğüm suç filmleri (yurtdışından örneklemek gerekirse Lock, Stock And Two Smoking Barrels, In Bruges tarzı filmler) boşluğunu kendi kültürümüzle harmanlayarak, biraz da kara komedi yerine dramayı ön plana çıkararak doldurmaya çalışıyor.

Derviş Zaim’in filmi çekerken kullandığı açılar ve görüntülere kimsenin bir laf edebileceğini sanmıyorum. Sadece tek plan çekilen bir film olduğundan, geçişlerin çok fazla gökyüzünden yapılması biraz bıktırıyor, halbuki filmin ilk sahnelerindeki gibi farklı yerlerden, daha güzel geçişler yapılabilirmiş (bu arada gökyüzü geçişlerinde görülen arapça harflere benzer bir E harfini benden başka gören var mı merak ediyorum, bilhassa koyduysa çok güzel bir nüans, eğer orada bulutlarda hep öyle bir harf beliriyorsa  onu da “Şaşırmadılar”a yazabiliriz). Filmin hikayesi son derece sürükleyici, hatta filmin kısa süresinden ötürü zaman nasıl geçti anlamıyorsunuz, senaryosunda ise bazı eksikler olmasına rağmen – aslında eksikler demek de yanlış, daha ziyade bu tarz filmleri sevenlerin hoşuna giden bol ve uzun diyaloglar ve kara komedi öğesinin eksikliğine rağmen demek daha doğru olacak – aynen hat sanatı gibi akıp gidiyor, bu yüzden umarım sadece benim gittiğim sinemada değil her yerde ara verilmeden gösteriliyordur. Tabii dikkatli bir izleyiciyseniz, ufak tefek senaryo hatalarını da farkedeceksiniz ki, böyle bir filmde gözden kaçması hoş olmamış (merak edenler için Ahmet ve Selim’in ilk karşılaşmalarına, Ahmet’in kağıt üzerinde hat çizmesine dikkat edin), maalesef bu hatalar filmde bir özensizlik varmış izlenimi veriyor, ama tek plan çekilmiş bir filmde ve Türkiye’de gerçek sinemacıların parasal zorlukları gözönüne alındığında bunlar biraz hoşgörülebilir.

2528343346_34696c40d5Filmin bana göre en büyük artılarından biri de, bazı oyuncuların öne çıkan oyunculukları desem yalan söylemiş olmam. Mehmet Ali Nuroğlu, bu filmde tv dizilerindekinden çok daha farklı bir karakter yaratmış, film boyunca yarattığı Ahmet karakteri gerçekten iyi biri mi yoksa sadece kendi çıkarına göre hareket eden kötü biri mi anlamıyorsunuz, ne karakteri sevip acıyabiliyorsunuz ne de kızıp nefret ediyorsunuz, karakterin içinde bulunduğu iç karışıklığı ve çelişkiyi karakterin hareket ve mimiklerine de yansıtmayı başarmış. Birden uysal biriyken aniden saldırganlaşabiliyor, gölgesinden bile korkar gözükmesine rağmen günahlarıyla yüzleşecek cesareti kendinde bulabiliyor. Bu da karakteri tek bir kelimeyle özetlenebilmesini imkansız kılarken, daha insan ve sahici görünmesine yol açıyor. Diğer beğendiğim oyunculara geçecek olursak, ilk sıraya kesinlikle Settar Tanrıöğen’i koymam lazım, itiraf etmek gerekirse Bir Demet Tiyatro’da yarattığı karakter öyle sevilmişti ki, daha sonraki rollerinde hep aynı konuşma tarzı ve mimikler üstüne yapışmıştı, sanıyorum bunun da sebebi büyük olasılıkla kendine hep aynı tip rollerin gelmesi ve beklentinin o yönden olmasıdır, bu filmde oynadığı karakterle beni en çok şaşırtan ve sevindiren oyunculardan biri oldu, yarattığı karakterin yalınlığı ve samimiliğiyle bize aslında ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu gösteriyor. İlk defa izlediğim Serhat Kılıç da, Ahmet’in yardım isteyen arkadaşı Selim rolünde çıkardığı oyunculukla dikkatimi çeken diğer isim oldu. Yaptığı yanlış seçimler ve bu seçimlerden duyduğu kararsızlık ve iç karışıklığın onu ne kadar çaresiz bir hale getirdiğini siz de hissedeceksiniz.

Sonuç olarak, son dönemde vizyona giren en güzel Türk filmlerinden biri olan “Nokta”yı izlemekten pişmanlık duymayacaksınız. Yalnız küçük bir eleştiriyi de filmin pazarlama stratejisine yapmadan geçemeyeceğim, filmin afişinden tutun da, ki turuncu afiş filme daha uygun, sürekli bir hat sanatı filmi denmesine kadar bir çok pazarlama yanlışı söz konusu, ki bu yüzden bir çok insan bu filme gitmekte tereddüt ediyor olabilir. Çünkü ben filme gidene kadar “Nokta”nın bu tarz bir suç filmi olduğunu düşünmüyordum bile açıkçası. Hat sanatı ise filmde bir amaç değil, araç olarak başarılı bir şekilde kullanılmış ve filme hat sanatını anlatan bir film demek çok yanlış, gözünüzün önünde yarı belgesel bir film canlanmasın.

Merhaba 3 Maymun takipçileri, fark ettiğiniz gibi her ay yaptığımız film tanıtımları sürekli aksamakta, bazen de ay içinde filmlerin gösterim tarihleri değiştiği için yanlış olmakta, öncelikle bunlar için kusurumuza bakmayın. Nisan ayında da gerek işlerimizin yoğunluğu gerekse de film festivali nedeniyle (ya festival filmleri hakkında bilgi verecek ve blogumuz bir sinema bloguna dönüşecekti ya da sadece izlediğimiz fazla duyulmamış, ilginç filmleri tanıtmaya geri dönecektik, the fall, be kind rewind, 2 days in paris gibi) aylık film tanıtımından vazgeçmiştik ki, mayıs ayında tüm dünya ile aynı anda gösterime girecek ve merak uyandıran bir çok film olduğunu görüp en azından onlar hakkında bir şeyler yazalım dedik. Onun dışında gelecek her filmi tanıtma olayına pek girmemeyi düşünüyoruz şimdilik, görüşmek üzere…

x_men_origins_wolverine2X-MEN ORIGINS: WOLVERINE: Bu ay ilk tanıtacağımız film, arka planda verdiği insan hikayeleri, farklı olanlara duyulan ayrımcılığı ve özel yeteneklere sahip olunmasına rağmen doğamızdaki bizi insan yapan zaaflarla aslında hiç bir farkımız olmadığı gibi unsurlarla diğer çizgi roman uyarlamalarından farklı bir yerde duran X-Men üçlemesinin öncesi niteliğinde. Aslında bu serideki Wolverine karakterinin X-Men olmadan önceki hikayesi  demek daha doğru olacak, çünkü Magneto için de 2011’de gösterime girecek bir film daha olacak. Neden böyle bir şey yapılmasına karar verildi derseniz, bunun en büyük sebebi, Wolverine karakteriyle yıldızı parlayan Hugh Jackman’ın çizgi romanın kullanım haklarını satın alması ve John Palermo ile birlikte kurduğu yapım şirketiyle ilk olarak, başta X-Men fanları olmak üzere büyük beğeni kazanan Wolverine karakteri için yeni bir seri yaratmak istemesi. Tabii filmde sadece Wolverine karakteri olmayacak, çizgi roman serisini takip edenlerin yakından tanıdığı Wolverine’in ezeli düşmanı Sabertooth, X-Men üyelerinden Gambit, Deadpool, Bolt, The Blob ve X 2’de karşımıza çıkan William Stryker’ı da bu filmde izleme şansına sahip olacağız. Böylece Wolverine’in kökenleri ve kemiklerini kaplayan kırılmaz metal adamantium hakkında bilgi sahibi olacağız. Filmin yönetmen koltuğunda en iyi yabancı dilde film oscarına sahip Güney Afrika yapımı “Tsotsi (Thug)”nin yönetmeni Gavin Hood’un olduğu filmde; Wolverine’i dördüncü kez canlandıran Hugh Jackman dışında, ki böylece yakın zamanda vefat eden meşhur Superman Christopher Reeve’den sonra aynı süper kahramanı dördüncü kez canlandıran ilk kişi olacak, Liev  Schreiber, Ryan Reynolds, Dominic Monaghan, Danny Huston, Taylor Kitsch gibi isimler var. Son olarak film hakkında çıkan ilk izlenimlere ve fragmanlarına bakacak olursak, X-Men serisine göre aksiyon yükünün daha fazla olduğunu söyleyemek mümkün. (Gösterim Tarihi: 1 Mayıs 2009)

star_trek_poster1STAR TREK: Son dönemin flaş yönetmenlerinden ve Lost’un yaratıcılarından J. J. Abrams, Uzay Yolu serisini tekrar canlandırmak için sinemaya geri dönüyor ve meşhur seriyi en başına alarak Atılgan’ın yapım aşamasına, tanıdığımız Kaptan Kirk, Spock, McCoy, Scotty gibi karakterlerin daha çömez sayılabileceği dönemlere geri götürüyor. Asıl kadrodaki pek çok kişinin vefat ettiği veya iyice yaşlandığı göz önüne alınırsa, Kaptan Picard’lı yeni jenerasyonun da 2000’li yıllarda çekilen filmlerinin de eski başarıdan uzak olduğu düşünülürse, belki de aynı Batman de olduğu gibi en baştan seriyi almak hem akıllıca, hem de modaya uygun olduğu düşünülebilir, ama yıllardır insanların iyice benimsediği karakterleri yeni yüzlerle izleyicinin karşısına çıkarmanın riskleri olduğunu da unutmamak lazım. Yine de ilk izlenimler filmin beklemeye değdiği yönünde, hatta devamının 2011’de geleceği anons edilmiş durumda. J. J. Abrams’ın zaten bu projeyi ne kadar önemsediği daha önce Alias ve Fringe gibi dizilerde birlikte çalıştığı Roberto Orci ile Alex Kurtzman’a senaryoyu yazdırması ve onlarla birlikte yapımcı olarak yer almasından da belli, filmin diğer yapımcıları arasında Lost serisinin yaratıcılarından Damon Lindelof da bulunuyor. Atılgan mürettebatını Chris Pine (Kaptan Kirk), Zachary Quinto (Spock), Simon Pegg (Scotty), Karl Urban (Doktor McCoy), John Cho (Sulu), Zoe Saldana (Uhura), Anton Yelchin (Chekov) gibi isimlerin canlandırdığı filmde; ayrıca Eric Bana, Winona Ryder, Bruce Greenwood ve ilk seriden Spock rolüyle tanıdığımız Leonard Nimoy yine aynı karakterin yaşlı halini canlandırmak üzere kamera karşısına geçiyor. (Gösterim Tarihi: 8 Mayıs 2009)

milk-poster-sean-pennMILK: Bu sene en iyi orjinal senaryo (Dustin Lance Black) ve erkek oyuncu (Sean Penn) kategorilerinde oscar ödülüne layık görülen Milk, sonunda ülkemizde de gösterime giriyor. Filmin hikayesi; şehir meclisine giren ilk gay aktivist olan Harvey Milk’in gerçek yaşam öyküsüne dayanıyor. Gus Van Sant’ın yönettiği filmde, toplum tarafından dışlanan ve cinsel kimliklerini gizlemek zorunda bırakılan insanların yaşadığı ayrımcılığa karşı ilk yasal mücadeleyi başlatan Harvey Milk’in 70’li yılların Amerika’sında savaşı anlatıyor. Milk’in başlattığı bu hareket diğer kimliğini gizlemek zorunda kalan insanların da sesinin duyulması için bir araca dönüşüyor. Ayrıca filmi izleyenler örgütlenmenin nasıl barışçı ve yapıcı şekilde yapılabileceğinin de en güzel örneklerinden birini görüyorlar. Filmde en dikkat çekici yanlarından biri de; iki insan arasında yaşanan aşkın, cinsiyete bakılmaksızın bu kadar doğal verilmiş olması. Filmi izleyince siz de oscar töreninde Robert De Niro’nun Sean Penn’i anons ettiği söze hak vereceksiniz, biz de inanılmaz gerçekçi bir homoseksüel insan portresi çizen Sean Penn’in daha önce nasıl heteroseksüel erkekleri oynayabildiğini anlamıyoruz. Başrollerinde Sean Penn’in yanısıra, Josh Brolin, Emile Hirsch, James Franco ve Diego Luna gibi isimlerin olduğu filmde, küçük bir hatırlatma eklemek gerekirse, oyunculardan Josh Brolin, bu sene “No Country For Old Men”den sonra “Milk” ile ikinci defa en iyi yardımcı erkek oyuncu oscarına aday gösterildi. (Gösterim Tarihi: 9 Mayıs 2009)

angels-and-demons-movie-poster-1ANGELS & DEMONS: Da Vinci Şifresi ile dünya çapında bir ün kazanan Dan Brown’ın yarattığı Robert Langdon adındaki simgebilimci profesörün, ilk ortaya çıktığı Melekler ve Şeytanlar’ın sinema uyarlaması da bu ay gösterime girecek olan bir diğer film. Yönetmen koltuğunda yine Ron Howard’ın oturduğu filmde, meşhur simgebilimci Profesör Robert Langdon’ı Tom Hanks canlandırmaya devam ediyor. Robert Langdon, bu sefer dünyanın önemli bilim merkezlerinden olan, yakın zamanda Big Bang’in de yeniden yaratılma deneyine ev sahipliği yapan CERN’de meydana gelen bir cinayet yüzünden Vatikan’a kadar uzanan bir maceranın içinde buluyor kendini. Cesedin üzerinde yüzyıllardır görünmemiş Illuminati adlı kökeni Rönesans dönemi bilim adamlarına dayanan bir örgüt ya da tarikatın, taklit edilmesi imkansız damgasının bulunması nedeniyle çağırılan Robert Langdon, yeniden ip uçlarını ve simgeleri takip ederek bu esrarı aydınlatmaya çalışıyor. Vatikan’da geçen sahneler için izin alınamayan ve daha gösterime girmeden Papa tarafından kınanan filmin, Vatikan sahneleri için pek çok yer aslına uygun şekilde yeniden inşa edilmek zorunda kalındı. Filmde bu kez Tom Hanks’a Ewan McGregor, Ayelet Zurer, Stellan Skarsgard, Armin Mueller-Stahl gibi önemli isimler eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 15 Mayıs 2009)

watchmen_poster16WATCHMEN: 300 filminin yönetmeni Zack Snyder, yine fantastik bir macerayla, bu ay beyazperdede hünerini göstermeye hazırlanıyor. Tüm dünya ile aynı anda gösterime girecek “Watchmen”in konusu ise kısaca şöyle; alternatif bir 1985 yılında günlük yaşamda yer kazanmış süper kahramanlardan birinin öldürülmesi sonucu, bazı gizlenen gerçeklerin ortaya çıkması. Başrollerinde Jackie Earle Haley, Billy Crudup, Jeffrey Dean Morgan, Patrick Wilson, Carla Gugino, Stephen McHattie gibi fazla tanınmamış isimlerin olduğu filmin hikayesi ise; 1988 yılında bilimkurgu ve fantezi edebiyatının en prestijli ödüllerinden sayılan Hugo’yu alan – ki bu ödülü kazanan ilk çizgi roman yazarıdır ve ödülü kazanmasının ertesi gün ödüle yeni bir kural getirilerek çizgi romanlar tamamen dışlanmıştır – Alan Moore’un aynı adlı çizgi romanından uyarlanmış. Alan Moore’u daha önce yine sinemaya uyarlanan “From Hell”, “The League Of Extraordinary Gentlemen” ve “V For Vendetta” gibi çizgi roman serilerinden de hatırlayabilirsiniz. (Gösterim Tarihi: 6 Mart 2009)

seven-pounds-posterSEVEN POUNDS: “The Last Kiss”le dikkatleri çeken İtalyan yönetmen Gabriele Muccino’nun, “The Pursuit Of Happyness”tan sonra tekrar Will Smith’le ortak bir çalışmaya girdiği “Seven Pounds”, Will Smith’in tekrar dramaya döndüğü filmlerden. Will Smith filmde, bir trafik kazası sonucu karısı dahil yedi kişinin ölümüne neden olduğu için, kendince bir tür arınmaya giden ve bu sebeple doğru yedi kişiyi bulup onlara hayatlarına devam etmeleri için gerekli yedi hediyeyi, ki buna kendi organları ve maddi olanakları dahil, sunmak isteyen yetenekli bir uzay mühendisini canlandırıyor. Filmde Will Smith’e Rosario Dawson, Woody Harrelson, Barry Pepper, Michael Ealy gibi isimler eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 13 Mart 2009)

duplicityDUPLICITY: Bourne serisinin senaryo yazarlarından Tony Gilroy, bir çok dalda oscar ödülüne aday olan “Michael Clayton”dan sonra yazıp yönettiği ikinci film olan “Duplicity” ile Bourne serisinden alışık olduğumuz aksiyon, gerilim, casuslukla örülü hikayelere bir nevi geri dönüş yapıyor. Clive Owen ve Julia Roberts’ı “The Closer”dan sonra tekrar bir arada izleme şansına sahip olacağımız filmin diğer oyuncuları da dikkat çekici isimlerden oluşuyor. En son “John Adams” adlı televizyon mini serisinde canlandırdıkları John Adams ve Benjamin Franklin rolleriyle bu sene altın küre ödülü kazanan Paul Giamatti ve Tom Wilkinson, bu kez beyaz perdede bir araya geliyorlar. (Gösterim Tarihi: 20 Mart 2009)

thereaderposter_000THE READER: Bu sene en iyi kadın oyuncu dalında Kate Winslet’e en sonunda hakkıyla bir oscar ödülü kazandıran “The Reader”, bu ay gösterime girecek en önemli filmlerden. Bernhard Schlink’in “Der Vorleser” isimli romanından uyarlanan film – ki aynı zamanda New York Times’ın bestseller listesinde bir numara olan ilk almanca roman – II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında orta yaşlı bir kadınla, henüz reşit olmamış bir gencin yaşadığı ilişkinin gelişimini yıllara dağılan bir hikaye içinde anlatıyor. Yönetmen koltuğunda bu film dahil, “Billy Elliott” ve “The Hours” gibi filmlerle üç kez en iyi yönetmen oscarına aday olmuş Stephen Daldry’nin oturduğu filmin diğer önemli oyuncuları ise; Ralph Fiennes, David Kross ve Lena Olin. (Gösterim Tarihi: 20 Mart 2009)

rocknrolla_ver2ROCKNROLLA: “Lock, Stock And Two Smoking Barrels” ve “Snatch” gibi kült filmlerin yönetmeni Guy Ritchie, senaryosunu da yazdığı “Rocknrolla” adlı filmle, tekrar Londra’nın suç sahnesine geri dönüyor. Başrollerini “300”, “P.S. I Love You” gibi filmlerle yıldızı parlayan Gerard Butler, Tom Wilkinson, Thandie Newton, Jeremy Piven, Ludacris, Gemma Arterton, Mark Strong, Idris Elba, Tom Hardy gibi isimlerin paylaştığı yapım, geniş oyuncu kadrosu ve renkli olduğu kadar ilginç lakabları da olan karakterleriyle yönetmenin daha önceki filmlerini hatırlatıyor. (Gösterim Tarihi: 27 Mart 2009)

Bu filmler dışında bu ay gösterime girecek diğer önemli filmlerden bahsedecek olursak; Christian Slater’ın başrolünde oynadığı romantik drama “He Was A Quiet Man“; 2009 en iyi belgesel oscarını kazanan, Phillippe Petit’in 1974 yılında ikiz kulelerin tepesine gerdiği telde yaptığı yüzyılın sanatsal suçu olarak adlandırılan gösterisinin hikayesinin anlatıldığı “Man On Wire“; Dwayne Johnson nam-ı diğer The Rock’ın başrolünde yer aldığı bilimkurgu-aksiyon “Race To Witch Mountain“; Renee Zellweger’lı romantik komedi “New In Town“; Robert Carlyle, Ving Rhames, Ian Somerhalder, Kelly Hu gibi isimlerin başrolünü paylaştığı, 30 suikastçinin bir kasabada kozlarını paylaşmasını anlatan katıksız aksiyon filmi “The Tournament“; başrollerini Chris Evans, Djimon Hounsou, Dakota Fanning, Camilla Belle gibi isimlerin paylaştığı özel güçlere sahip iki gencin Hong Kong’da bir kızı bulmaya çabalarının anlatıldığı bilimkurgu gerilim “Push“; “The Devil Wears Prada”nın yönetmeni David Frankel’ın Owen Wilson, Jennifer Aniston, Eric Dane, Alan Arkin, Kathleen Turner’lı romantik komedisi “Marley & Me” ve son olarak “American Beauty”nin oscarlı senaryo yazarı ve “Six Feet Under”ın yaratıcısı Alan Ball’un Alicia Erian’ın romanından uyarladığı Aaron Eckhart, Toni Colette, Maria Bello gibi isimleri buluşturduğu draması “Nothing Is Private“.

Yine N’aptın Oscar?

Yayınlandı: 23 Şubat 2009 may3un tarafından SORMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

 

2009 Oscarları

Yayınlandı: 23 Şubat 2009 may3un tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , ,

81. Akademi Ödülleri’nin dün gece verilmesi vesilesiyle, merak edenler için kazanan filmlerin listesini burada yayınlayarak, uzun süredir yeni yazı ekleyemediğimiz blogumuzu biraz canlandıralım dedik. Bir de izleyenler için bu sene törende ve verilen ödüllerde hayal kırıklığı olarak gördüğümüz olayları bir ankette toplamayı düşünüyoruz, oy vermeden geçmeyin! Ayrıca kazananlarla ilgili yorumlarınızı ve eleştirilerinizi de bekliyoruz, “YORUM EKLE” linkine tıklayın yazın bir şeyler, dökün içinizi…

oscar-academyEN İYİ FİLM: Slumdog Millionaire

EN İYİ ERKEK OYUNCU: Sean Penn (Milk)

EN İYİ KADIN OYUNCU: Kate Winslet (The Reader)

EN İYİ YÖNETMEN: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Heath Ledger (The Dark Knight)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU: Penelope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)

EN İYİ UYARLAMA SENARYO: Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO: Dustin Lance Black (Milk)

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)

EN İYİ KURGU: Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ: Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ KOSTÜM: Michael O’Connor (The Duchess)

EN İYİ MAKYAJ: Greg Cannom (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ MÜZİK: A. R. Rahman (Slumdog Millionaire)

EN İYİ ŞARKI: “Jai Ho” – A. R. Rahman, Sampooran Singh Gulzar (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SES: Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SES KURGUSU: Richard King (The Dark Knight)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ ANİMASYON: Andrew Stanton (Wall- E)

EN İYİ YABANCI DİLDEKİ FİLM: Okuribito (Japonya)

EN İYİ BELGESEL: Man On Wire

EN İYİ KISA BELGESEL: Smile Pinki

EN İYİ ANİMASYON KISA FİLM: La Maison En Petits Cubes

EN İYİ KISA FİLM: Spielzeugland

Öncelikle bizi takip eden okuyucularımızdan, uzun süredir pek fazla yazı ekleyemediğimiz ve blogla ilgilenemediğimiz için özür dilemek istiyoruz. Ocak başındaki yoğunluğumuzdan dolayı yazı koyamadık, daha sonra da ipin ucu kaçtı gitti yakalayamadık. Hatta ben iki üç gün içinde koyacağım dediğim yazıyı anca şimdi yazıyorum, tekrar kusura bakmayın.

yesmanposter1YES MAN: Jim Carrey’nin uzun bir aradan sonra tekrar komediye döndüğü “Bay Evet”, ülkemizde bu ay gösterime giriyor. Bildiğiniz gibi Jim Carrey 2-3 yılda bir, “The Truman Show” ile birlikte kendini kanıtlama amacıyla yöneldiği drama, kara komedi tarzına ara vererek – tabii arada kılıktan kılığa girdiği fantastik aile filmlerini ve animasyon seslendirmelerini saymazsak – komedi filmlerinde boy göstermeyi alışkanlık haline getirdiğinden, benim gibi Jim Carrey’i ilk çıkış yaptığı “Ace Ventura”, “Dumb And Dumber”, “Liar Liar” gibi filmlerini çocukluğunda sinemalarda kahkahalarla seyreden ve seven insanlar için hoş bir nostalji oluyor. Her ne kadar asıl beğendiğim filmleri “The Truman Show”, “Man On The Moon”, “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind” olsa da, sanırım Jim Carrey olmasa o filmler gene yapılır ve beğenilirdi, ama Jim Carrey’i Jim Carrey yapan ilk dönem filmlerinde o olmadan öyle bir film olmazdı demek çok da yanlış olmaz. Peyton Reed’in yönettiği bu klasik Jim Carrey filminde, ona “The Hitchhiker’s Guide To The Galaxy”de izleyip sevdiğim Zooey Deschanel ve “Kitchen Confidential” dizisinin başrol oyuncusu Bradley Cooper eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 16 Ocak 2009)

inkheart1INKHEART: Bu ayın sömestr hediyelerinden sayılabilecek “Inkheart”, sanırım bu tarz filmlerin yolunu açan Harry Potter serisine teşekkür etmek lazım, Cornelia Funke’un fantastik serisinin ilk kitabından uyarlanan ve iyi bir gişe yaparsa serinin devamının da sinemaya uyarlanması bizi şaşırtmayacak fantastik bir macera öyküsü. Son dönemde bu tip aile filmlerinde görmeye çok alıştığımız Brendan Fraser’ın başrolünü üstlendiği filmde, kısaca hikaye babasının okuduğu kitaplardaki karakterlerin gerçek hayatta ortaya çıktığını farkeden küçük bir kızın macerası üzerine kurulu. Filmde diğer önemli roller ise, bu tarz filmlerde her zaman gördüğümüz gibi yine bir ünlüler geçidi: Sienna Guillory (Eragon, Resident Evil: Apocalypse), Paul Bettany (A Beautiful Mind, The Da Vinci Code), Helen Mirren (En son The Queen filmiyle oscar ödülü de kazanan İngiliz sinemasının yıllara meydan okuyan en önemli kadın oyuncularından) ve Andy Serkis (nam-ı diğer Gollum). Yönetmen koltuğunda ise Angelina Jolie’nin ilk çıkış yaptığı “Hackers” ve Kevin Spacey ile Jeff Bridges’ı buluşturan “K-Pax” filmleriyle tanıdığımız Iain Softley var. (Gösterim Tarihi: 23 Ocak 2009)

UnknownBLINDNESS: Jose Saramago’nun çok satan romanından sinemaya uyarlanan, bu ay ilk gösterimi Film Ekimi’nde yapılmış ikinci film olan “Blindness”, bir kasabayı saran gizemli bir beyaz körlüğün, bu hastalığa yakalanmayan doktorun karısının gözünden, sebep olduğu olaylar ve kaosu anlatan etkileyici bir yapıt. Julianne Moore, Mark Ruffalo, Alice Braga, Danny Glover, Gael Garcia Bernal gibi önemli isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosuna sahip filmin yönetmeni de, daha önce “The Constant Gardener” ve en iyi yönetmen oscarına aday gösterildiği “City Of God” gibi filmlerle kendine haklı bir ün edinen Fernando Meirelles. (Gösterim Tarihi: 23 Ocak 2009)

valkyrie1VALKYRIE: İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’e girişilen başarısız bir suikast girişiminin gerçek hikayesinin anlatıldığı Valkyrie de, bu ay gösterime girecek olan önemli filmlerden biri. “The Usual Suspects”, “Apt Pupil”, “X-Men”, “X-Men II” ve “Superman Returns” gibi filmlerden tanıdığımız Bryan Singer, son dönemde yoğunlaştığı çizgi roman uyarlamalarına 2011’de gösterime girmesi beklenen ikinci Superman filmi “Superman: Man Of Steel”e kadar ara veriyor ve gerçek bir olaydan uyarlanan bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Hitler’in Almanya’yı ona sürüklediğini düşünen ve bu yüzden ona karşı bir suikast tertipleyen Albay Claus von Stauffenberg’ü Tom Cruise’un canlandırdığı filmde, yardımcı oyuncu kadrosu da inanılmaz isimlerden oluşuyor. Kenneth Branagh, Bill Nighy, Tom Wilkinson, Christian Berkel, Terence Stamp gibi usta oyuncuların arka arkaya oyunculuk gösterisi yaptığı filmin ilginç bir özelliği de; Tom Cruise’un seçilmesindeki en önemli nedenin fotoğrafına bakılınca Stauffenberg’in kendisine benzetilmesi olması. (Gösterim Tarihi: 30 Ocak 2009)

new-pride-and-glory-poster11PRIDE AND GLORY: Bu ay bahsedeceğimiz son film ise; Colin Farrell ve Edward Norton’ı buluşturan polisiye drama filmi “Pride And Glory”. Yönetmenliğini Gavin O’ Connor’ın yaptığı filmin hikayesi; bir çok erkeğin polis olduğu bir ailede yetişen New York Polis Departmanı’ndan Ray Tierney’nin (Edward Norton), üzerinden çalıştığı bir dava sırasında kendi kayınbiraderinin de içinde bulunduğu bir skandalı farketmesi sonucunda ailesi ve  bütün polis departmanında ortaya çıkan olaylar üzerine kurulu. Edward Norton’ın son dönemdeki en iyi performanslarından birini verdiği söylenen filmde, diğer önemli roller ise Jon Voight, Noah Emmerich, Jennifer Ehle tarafından paylaşılıyor. (Gösterim Tarihi: 30 Ocak 2009)

untitledThe Curious Case Of Benjamin Button: Uzun süredir beklenen, Brad Pitt’in tersine yaşlanan Benjamin Button adında bir adamı canlandırdığı bu film; “Seven” ve “Fight Club” filmlerinde de birlikte çalışan yönetmen David Fincher ve Brad Pitt’i tekrar bir araya getiriyor. Senaryosunu Forrest Gump, Ali, Münih, Köstebek gibi filmlerin oscarlı senaryosu Eric Roth’un yazdığı bu senenin en çok beklenen filmlerinden biri olan “The Curious Case Of Benjamin Button”nun, diğer önemli kozu da; son dönemin en iyi kadın oyuncularından biri sayılan, “Babel” filminden Pitt’in rol arkadaşı, oscar ödüllü Cate Blanchett. (Gösterim Tarihi: 6 Ocak 2009)

vicky_cristina_barcelonaVicky Cristina Barcelona: Woody Allen’ın senaryosunu yazıp yönettiği son filmi olan “Vicky Cristina Barcelona”, geçtiğimiz aylarda Film Ekimi’nde yer alıp, bu ay vizyona girecek ilk film. İspanya tatilleri sırasında bir ressama aşık olan iki kadın ve adamın eski eşi arasında geçenlerin anlatıldığı bu romantik komedinin oyuncu kadrosu da inanılmaz. Geçtiğim sene “No Country For Old Men” ile ilk oscar heykelciğini kazanan Javier Bardem’e son dönemin en seksi yıldızlarından ikisi sayılan Scarlett Johansson ve Penelope Cruz eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 9 Ocak 2009)

the-unborn1The Unborn: Bu ayın korku filmi senaryosunu yazdığı Blade üçlemesi ve son dönemde büyük sükse toplayan Christopher Nolan’ın “Batman Begins” ve “The Dark Knight” ile haklı bir üne sahip olan David S. Goyer’in yazıp yönettiği; “The Unborn”. Bir kadının başına musallat olan bir hayaletle verdiği mücadeleyi anlatan Goyer’in, bu kadar klişe bir konudan nasıl bir film kotaracağını ben de merak ediyorum. Filmin oyuncu kadrosunda ise; geçen sezon vizyona giren canavar filmi “Cloverfield” ile tanıdığımız Odette Yustman, “The O.C.”deki Kevin Volchok rolüyle tanıyabileceğiniz Cam Gigandet ve bu kadar genç bir kadronun içinde benim son dönemde farklı rollerde daha çok görmek istediğim Gary Oldman başlıca rollerde yer alıyor. (Gösterim Tarihi: 9 Ocak 2009)

twilight-movie-posterTwilight: Son dönemde epey ilgi toplayan filmlerden biri olan “Twilight” ise; Stephenie Meyer’in romanından sinemaya uyarlanan modern bir vampir hikayesi. Catherine Hardwicke’nin yönettiği, bir vampire aşık olan genç bir kızın hayatındaki her şeyi riske atmasının anlatıldığı bu duygusal fantastik maceranın kahramanları ise; ilk defa “Panic Room” ile dikkatleri çeken, son dönemde “Jumper” ve “Into The Wild”da izlediğimiz Kristen Stewart ve Harry Potter serisinin dördüncüsü olan “The Goblet Of Fire”daki Cedric Diggory rolüyle çıkışını yapan Robert Pattinson. Merak edenler için şimdiden söyleyelim, Meyer’in yarattığı bu fantastik serinin ikinci kitabı olan “New Moon” da ön hazırlık aşamasında ve kasım 2009’da gösterime girmesi bekleniyor. (Gösterim Tarihi: 20 Ocak 2009)

2009’a  girer girmez, daha ilk aydan bu kadar çok, bir o kadar da adından bahetmeye değecek filmin gösterime girmesi beni şaşırttı ve aynı zamanda zor durumda bıraktı. Hem hangi birine gideyim, gitti gene paralar açısından, hem de hangi birini yazayım bu ay durumu yüzünden, ben de bir kısmından şimdi bahsediyor, 23 Ocak’tan itibaren gösterime girecek filmleri bir kaç gün sonraya saklıyorum, kusuruma bakmayın. Diğer yazımda bahsedeceğim filmlerden, yine de kısaca isim olarak bahsedecek olursak; Brendan Fraser’ın oynadığı fantastik macera filmi “Inkheart”, yeni Jim Carrey komedisi “Yes Man”, bu ayın Film Ekimi’nde ilk kez gösterimi yapılan ikinci filmi “Blindness”, yönetmen Bryan Singer’ı Tom Cruise ile buluşturan ikinci dünya savaşı filmi “Valkyrie” ve Colin Farrell, Edward Norton’lı polisiye drama “Pride And Glory”.