Mesajlar Etiketlendi ‘aşk’

Tünel – Ernesto Sabato

Yayınlandı: 7 Nisan 2009 3aymun tarafından OKUMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

sabato2

Ernesto Sabato: 24 Haziran 1911 Buenos Aries doğumlu Ernesto Sabato, Arjantin’li romancı, gazeteci ve deneme yazarıdır. La Plata Ulusal Üniversitesi’nde fizik ve matematik öğrenimi gördükten sonra, aynı okulda doktorasını tamamlamıştır. Edebiyat eserlerinde genellikle içine kapanık ve alışılmışın dışında kahramanlara yer veren Sabato, tahminimce burcundan fazlasıyla etkilenmektedir. Sanıyorum ki yengeç burcunun kırılgan ve kendi kabuğuna dönük doğası, Sabato’nun kahramanlarını kuşkucu ve kendi labirentinde kaybolan kişiliklere dönüştürmüş.

tunel1

Tünel 1948 yılında yazılmış bir aşk hikayesi (mi?). Yoksa insanoğlunun aşkı bile dipsizleştirdiği ve kendi kuruntularında boğduğu bir dram mı? Bu sorulara kitabı okuduktan çok sonra bile net cevaplar bulabileceğinizi sanmıyorum. Ama bu öyküyü tanıtmamdaki en önemli nokta yazıldığı tarih oldu. Onca geçen senelerin ardından bir adamın hayatı, varoluşu ve paralelinde aşkı anlamlandırmaya çalışması hiç değişmemiş. Çoğu zaman hepimizi paranoyak ve kompleksli insanlara dönüştüren aşk olgusu, bu hikayede en kör noktadan anlatılıyor. Ama bu kör nokta bizim bile hayatlarımıza ayna olabilecek denli tanıdık. İlk cümleden itibaren elinizden bırakamayacağınız bir öykü:

 

“ Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım…”

Reklamlar

Böyleydi

Yayınlandı: 20 Mart 2009 3aymun tarafından PAYLAŞMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

Uzun zamandır “Paylaşmadılar” köşemiz için bir yazı yollanmamıştı. Nihayetinde güzel bir hikayeyle BONOBO yüzümüzü güldürdü. İyi okumalar, yorumlarınızı bekliyoruz…

kader-bizdikroman-biz1

O küçük, uğursuz askıntı musallat olmadan çok önceydi. Ve o zamanlar güneş doğarken güzel şeyler söylerdi insanlar ve hazır olurdu herkes herşeye. Ben sana bir kibrit çöpü ayırırdım, son kutudan son bir kibrit çöpü ve sen evler arabalar yapardın bunlarla… Çok zaman sigaramı yakmadın. Olsun. Fakat başımıza gelmedendi. O gözlerin çıkardı telefona, sözlerin bana bakardı, ben öperdim. Öpücüklerini… Saçını dolardın boynuma. Katı değildik o zamanlar, hatta sıvıydık resmen, evet ruhum, sıvıydık biz o zamanlar. İsmini tekrarlardım karanlıkta kalınca ve sen akardın gökten üstüme. Şemsiyem yoktu hiç ve göğsümdeki kıllar biricik bağırırdı, koşardı doludizgin sana, sen onları sever ve tarardın tırnaklarınla. Elin bileğimin üstünde taht kurar ve sevmemi emrederdi. Ben severdim. İtaatkardım, reddedemezsin bunu. Tek kulun bendim, teban bendim. Uyuzluk hayatıma girmedendi. Şarabı şişeden içmezdim o zamanlar. Ağzın vardı sonra. Küçük bir girdap gibi beni boğan arzuyla. Bakışın vardı ama önce. Bitimsiz ve uzakyakın garip bir büyü bakışın vardı. Evet sonra, göklerden bahseden acaip bir cadı gibi çıplak çömelirdin kucağıma, hararetle. Tenin narin bir eski defter. Boynun galibiyetin izlerini taşırdı. Bir mor burada ve öteki çenenin hemen altında. Böyleydi. Efsane bir komutan değildim daha, savaştaydık ve affediyorduk esirleri. Üç beş kuruş koyup cebine öpüyordun alınlarından. Ben senle mağrur ve kıskanç bakıyordum esir adamlara ve kıskanıyordum evet. Rakımı mezesiz içmediğim günlerdi ve yemekleri yakardın mutfakta. Zaman bir derya ve kazazedelerdik biz. Bir kulübe yapmıştım sana, oldu demiştin. Bir sal sonra ve bir patika sabahları yürümek için ve akşamları…

Her gün biraz daha ölmediğim günlerdi. Bardağını kanımla doldururdum ve iki şeker atardık sonra. İnsanlar gelirdi dolardı odamıza. Pasta verirdik, içki verirdik. Yazmalarını hediye ederdin en insanlarına. Boncuklu güllü kırmızı yeşil yazmalar yapardın. Çeşmede testini düşürürdün, ben tutardım kırılmadan. Testini kırmazdım ve sen mahçup gülerdin. O güzel göğüslerini avuçlardım bu ellerle ve ağzına bakardı ağzım. Sen ki en duman rengi kadındın, is olurdu üstüm başım. Annem başımdan aşağı kaynar sular dökerdi. Çıplaklığım senindi kıskanırdın. Ölsem gam yemeyeceğim günlerdi. Arabalar insanları ezmez uçaklar alçaktan uçmazdı. Nerede bir iç savaş çıksa oraya giderdi insanlar ve papatyalar ekerdi mayınların üstüne. Çiçeklere basmazdık o zamanlar, çiçekler kıymetliydi. Gülüşün bir seyahat, görülmesi en arzulanan memleket, ben yerleşik yaşardım gülüşünde ve bahçelerin zabiti bendim. Şu olanların olmadığı günlerdi ve biz senle mutlu bir hayaldik. Sen kutlu bir kadın ve ben alçak dağların tanrısı… Mutluyduk. mutlu… kaderin ölmediği bir zamanda yaşamıştık biz. Kader bizdik. Roman biz.

BONOBO

2_days_in_parisYÖNETMEN: Julie Delpy

SENARYO: Julie Delpy

OYUNCULAR: Julie Delpy, Adam Goldberg

 

SİNOPSİS: Beraber çıktıkları Avrupa turundan sonra, Fransa’ya kızın ailesinin yanına uğrayan iki sevgilinin, birbirleri hakkında bilmediklerini keşfetmeleri…

 

YAPIM YILI: 2007

 

SÜRE: 96 dk

aylakmaymun: Bir kadının dilinden anlatılmış gerçekçi bir aşk hikayesi diyebilirim. Yalın bir anlatımı ve klişelerden uzak bir konusu var. Aynı zamanda mizahi bir dile de sahip. Özellikle de Adam Goldber’in  Julie Delpy’i kıskandığı sahneler oldukça keyifli. Güzel vakit geçirmek, eğlenmek ve aşka uzaktan bakmak isteyenler için tavsiye edilebilecek bir film. 

03may3un: Aşıklar kenti olarak bilinen Paris’ten çıkagelen romantik bir komediye hazır mısınız? Büyük ihtimalle çoğunuz yine mi Paris, yine mi klişe bir aşk filmi mi diye içinden geçiriyor olabilir. Aynı bu filmi izlemeye başlamadan önce benim aklımdan geçirdiğim gibi, ama “Paris’te İki Gün” bütün önyargılarınızı boşa çıkartacak bir film. İzlediğim bütün duygusal filmler içinde kadın-erkek ilişkisine bu kadar gerçekçi, eğrisiyle doğrusuyla tarafsız bir gözle anlatan ve ilişkilere hakkında kendimi farklı açılardan da değerlendirmeme yol açacak başka hiç bir filme rastlamadım dersem yalan olmaz. Bu noktada sevgilime ister istemez hak vermek zorundayım, gerçekten ancak bir kadın tarafından bu kadar güzel özetlenebilirdi aşk, Julie Delpy’nin senaryosunu yazıp, yönettiği bir de üstüne oynadığı filmin her yerinde kadın dokunuşu hissediliyor,çok fazla bahsetmeyeceğim tadını kaçırmak istemem. Son olarak başrolde ona eşlik eden Adam Goldberg inanılmaz bir performans gösteriyor, onun da hakkını yemek olmaz, ayrıca monologları filmin en komik anlarını oluşturuyor, ama erkekler olarak bu her zaman hoşunuza gider mi bilemem.

 

bigpic2d3aymun: Öncelikle belirtmek istiyorum ki; filmlerden çokça etkilenen bir insan olarak bu filmi izlemem hayatımda enteresan noktalar oluşmasını sağladı. Özellikle Julie Delpy ile tanıştığım Before Sunrise-Before Sunset filmlerinin bir hayranı olarak Film Ekimi’nde onun yönettiği filmi görünce koşa koşa gidip almıştım bileti. Çok nadir sinemaya yalnız gitmişimdir. Bu film de öyle bir yalnızlık dönemime denk gelmişti. Aşk kaldıracak ruh halim bile yoktu. Ama filmden sonra gördüm ki öyle duygusallara bağlamaya gerek yok. Aşk bildiğin komik bir durum. İki kişinin dışarıdan görüntüsü hayret şekilde saçma. Ve garip şekilde de kızgınlıklardan, paranoyalardan alıyor kaynağını. Hayatımdaki enteresan noktaya gelirsek eğer; filmi izledikten sonra uzun süredir yapamadığımı yaptım ve yalnız kalabilmeyi başardım. Gerçekten aşık oluncaya kadar…

Yokluğunda Var Olmak…

Yayınlandı: 22 Aralık 2008 may3un tarafından PAYLAŞMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

“PAYLAŞMADILAR” köşemize bir yazı daha geldi, bu günlerde blogumuzu takip edenlerin bizden daha sıkı çalıştığı anlaşılıyor. Teşekkür ediyor ve bu güzel yazıyla sizi baş başa bırakıyoruz.

beachsilouetteby11Delikanlı; zamanın birisinde olmaması gereken yerde rastlamıştı gayet olması gereken kişiye. Oradaydı ama yoktu… Ya da yok olmayı tercih ediyordu; O yok oldukça var oluyordu; var oldukça da delikanlıyı eritip bitiriyordu… Bağlamıştı elbisesini “siyah kuşağı” ile; geçit yok diyordu delikanlıya… Ya bilen olursa diye… Oysaki “yok olmak” kolaydı da, saklamak mı zor…
 
Kız; kadim zamanlarda söylenmiş bir güzellik tılsımıydı.  “İnsanlığın Kaynağından“ gelen…  Pek az kişi biliyordu sırrını. Ürkek ve titrekti; “Hımm” diyordu ya bilen olursa diye… Delikanlı sırrı “ağırbaşlılığındaki kırılmayla” çözdü. Minnet ve şükran ile; sırrını açana… Artık varlığı değil yokluğu bitiriyordu Delikanlıyı kaybolurken deryalarda…

 

O DA ARTIK BİR MAYMUN