Manastırın Kızı

Yayınlandı: 1 Şubat 2011 aylakmaymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:

Ben gözümü burada açtım diyebilirim. Evim burası, çocukluğum, gençliğim her şeyim.  Annemler beni buraya gönderdiklerinde daha çocuktum, evveli yok zihnimde. Manastıra hizmet etmeye gidiyorsun, artık orada yaşayacak, hayatı öğreneceksin dedilerdi. Apar topar yola koyulup bir tekneyle denizi aştık, sonra küçük bir adaya ve beni bekleyen o soğuk manastıra vardık. Kolay olmadı tabi ailemden ve sokağımdan ayrılmak. Arnavut kaldırım da olsa sek sek oynadığım, uzun uzun koştuğum sokaklar yoktu denizin orta yerindeki adada. Neyseki evimi hatırlatan tek şeyi, bez bebeğim Maria’yı alabilmiştim yanıma. Dedim ya çok ayrıntı yok zaten zihnimde. Benim için hayat burada başladı. Temizliğe yardım eder, çamaşırları katlardım. En çok da denizi, karşı kıyıyı izler, annemin beni gelip almasını beklerdim. Ama hiç olmadı, ailem beni görmeye hiç gelmedi. Tek gelen Yannis’ti. Haftada bir gün erzak getiren teknenin sahibi. Orta yaşlı iyi bir adamdı, her gelişinde bana şekerleme getirir  “al bakalım güzel  kopella(1)” der ve başımı okşardı. Ben de ince bir sesle “Efharisto!(2)” der ve manastırın arkasına koşar orda yerdim hepsini. Sonraları hep onu beklemeye başladım, dışarıyla olan tek bağlantım oydu sanki. Başka bir dünyadan geliyor gibiydi benim için ve önemliydi.  Belki manastırda günler geçmek bilmiyordu, belki de akıp gidiyordu ama ben pek farkında değildim. Çok da önemi yoktu aslında. Bir yandan işlere yardım ediyor, bir yandan okuma, yazma öğreniyor ve el işi yapıyordum. Hiçbirini bilerek, düşünerek en önemlisi de isteyerek yapmıyordum.

Bir sabah farklı bir tekne sesiyle uyandım, pencereden biri çocuk üç kişinin adaya indiğini gördüm. Tanıdık bir hikaye gibi çocuk adada kaldı ve diğer ikisi gitti. Merak içerisinde koşar adım aşağıya, yeni gelen çocuğa bakmaya indim. Ama İrina, erkeklerin yemekhanede çalıştığını ve onu göremeyeceğimi söyledi. Demek bir erkekti, kaç yaşındaydı, ismi neydi, nereden gelmişti hepsini öğrenmek istiyordum. Ama manastırın da kuralları belliydi, onunla görüşmem yasaklanmıştı. Bir gün kimse fark etmeden mutfağa indim, elinde bir süpürge yerleri süpürüyordu. Ses çıkarmadan gizlice izledim, sarı saçları uzun perçemleri vardı, benden birkaç yaş büyüktü belki. Adı ise Makis. İnsan nasıl anlar bilmem ama anlıyor işte, onu gördüğümde ben de anlamıştım. Hem çok seveceğimi hem de çok dertleneceğimi. Onunla görüşmemin zor olduğunu anlayınca yazmaya karar verdim. Küçük bir kağıda ela sti akrogiali(3) yazıp mutfağa götürdüm. Dikkat çekmek için kapının arkasında ses çıkardım, gelip bakınca kağıdı önüne atıp manastırın arkasına kumsala kaçtım.

Makis, yüzünde şaşkınlık ifadesiyle geldi yanıma. Hoş geldin diyerek elimi uzattım önce, sonra birlikte oturup karşı kıyıyı izledik sessizce. Günler, aylar, yıllar geçti böylece. Gizli buluşmalarımız, yazışmalarımız, yıldızları izlediğimiz gecelerimiz vardı. En çok da karşı kıyıdaki meyhaneden rüzgarla gelen türküleri dinlemeyi severdik, hatta ezberleyip söylerdik. Çok cezalandırıldık, çok yasak yedik ama hiçbiri bizi durdurmadı koriçimu(4) dedi. Bir an bana seslenmesiyle dalıp gittiğim yerlerden çekiliverdim, irkildim. Bir şey söylemem gerektiğini hissederek sordum Lena(5)’ya. “Türkülerden hatırladığın var mı?” Biraz içlenerek “ah zoi(6) çok şey aldı bizden ama türküler hep vardı” dedi sonra hüzünlü havayı dağıtmak istercesine başladı söylemeye.

“samyotisa, samyotisa

Pothe thapas ti samo

Rotha hariksa sito yalo

Ya narho nase paro

Ke methi varka

Pu thapas

Hirisi panyo navalo

Mala mathenya ta kopya

Samyotisa

Ya narho nase paro

Samyotisa meti theles

Ke meta mavra mathya

Mukanes tin kardulyamu samyotisa

Sarantha thiyo komathya”

“sisamlı kız, sisamlı kız, ne zaman gideceksin sisama, güller dökeceğim sahile sisamlı kız, gül yaprakları kumun üzerine, kayıkla nereye gidersen, oraya altın yelkenler koyacağım, altına bulanmış kürekler sisamlı kız, karalarınla seviyorum seni, pasaklarınla da, gündelikçi kıyafetlerinle de seviyorum sisamlı kız, deli oluyorum senin için, zeytinlerle birlikte sisamlı kız, ve de kara gözlerle kalbimi kırk iki parçaya bölüyorsun sisamlı kız” diyerek çevirdi Lena. Gözleri buğulanmış ve çok uzaklarda kalmış gibiydi. Kendime engel olamayıp sordum; “Makis bu türküyü sana mı söylerdi?.” Soruma cevap verecek gibi oldu önce ama rüzgara çevirip yüzünü sessizce baktı bir süre, sonra hikayesine devam etti.

Kendimize ait bir dünyamız vardı manastırda. Artık herkes alışmış, görmezden gelmeye başlamıştı. Karşı kıyıya ait özlemlerimizi ve meraklarımızı da içimize gömmüş, dillendirmez olmuştuk. Fakat Makis ara sıra ceviz kabuğundan kayıklar yapar, yüzdürür ve uzaklara dalardı. Sormaya niyetlensem de her defasında vazgeçerdim. Kumsala yatıp yıldızları izlediğimiz bir gece “Burdan gitmeyi hiç düşündün mü?” diye sordum. Makis ise çılgına döndü, bağırmaya başladı. Bunu nasıl düşünebildiğimi, aklımdan neler geçtiğini sordu. Ama sakinleşmiyor konuştukça daha da sinirleniyordu. Bunca senedir onu tanıyamamış olmakla suçladı beni. “Buradan gitmeyi aklından geçirmemiş olsaydın bana bunu sormazdın” diyerek gitti. Öylece kalakalmış, şaşkınlıktan tek kelime bile edememiştim. Beni nasıl bu kadar yanlış anlayabildiğini aklım almıyordu. Bu olaydan sonra uzunca bir zaman Makis benimle karşılaşmamak için elinden geleni yaptı ve bana konuşmak için hiç fırsat vermedi.

Bir sabah aşçının bağırışlarıyla uyandım. Makis’i arıyordu, yerleri süpürmediği için köpürmüştü. Bir an için aklıma geleni yapmamış olmasını diledim. Fakat manastırda ve adada bakmadığımız yer kalmadı, Makis gitmişti. Kalbim hiç bu kadar acımamıştı ah vre pedimu(7).  Burada biraz ara verdi Lena. Suyundan bir yudum alıp boğazındaki düğümü yıllardır yaptığı gibi geri gönderdi ve biraz gülümsemeye çalışarak devam etti. Birkaç hafta sonra Yannis bir mektupla geldi. “Senin gitmene katlanamazdım, o yüzden ben gidiyorum. Makis” yazılıydı. Bir an için ne diyeceğimi bilemedim, bir isyan gibi sesim yükselerek “Böyle gitmiş olamaz, seni dinlemedi bile” diyebildim. Fakat Lena’nın gözleri artık bu sorgulamayı yapmayı bırakmış gibi bakıyordu. Bu nedenle susup devam etmesine izin verdim.

Küçüklüğümdeki gibi Yannis’i beklediğim günlere geri döndüm. Evet başlarda beklenti içerisindeydim, geldiğinde onu ilk karşılayan olmak için neredeyse uyumuyordum. Ne kadar zaman böyle geçti bilmiyorum ama Makis’in yokluğu büyüyerek devam etti. Artık gece gündüz kumsalda karşı kıyıyı izliyor, başka hiçbir şey düşünemiyordum. Sormayı istediğim o soruyu bir türlü dile getiremesem de Lena yüzümden anlamış olacak ki şöyle devam etti. Makis de ailem gibi hiçbir zaman gelmedi. Bu manastıra geldiğimde yedi yaşımdaydım. Makis’i tanıdığımda on. Makis gittiğinde yirmi, şimdi ise elli yaşımdayım ve hala bu manastırdayım. Çünkü gidecek bir evim, bir bekleyenim yok. Geçmişimin yazılı olduğu bu manastırda gözlerimi yummak istiyorum. Gözünden akan yaşı silip, burada bırakmak istediğini söyledi. Onu daha fazla üzmemek için ısrar etmedim. Zaten akşam olmuş, ay kendini göstermiş, karşı kıyıdan meyhanenin sesi gelmeye başlamıştı.

“Manastırın ortasında var bir havuz… Aman havuz canım havuz.
Dimetoka kızları hepsi de yavuz… Biz çalar oynarız.”

Buradan gitmeyi aklından geçirmemiş olsaydın bana bunu sormazdın, demişti Makis. Lena ise tam kırk senedir burada. Bu kadar süredir manastırda olmasının sebebi onu bekleyişi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Peki ya Makis? O da bu kadar sahip çıkabilmiş midir hikayesine? Belki de karşı kıyıdan izlemiştir kimbilir.

Hikayenin kitaba aktarılmasından dört sene sonra bir telefon geldi. Biraz mutlu, çokça hüzünlü bir hikayenin sonuydu bu. Eleni tam da istediği gibi kapatmıştı gözlerini. Nasıl uğurladıklarını sordum. “Samyotisa, Samyotisa!” dediler.

 

(1)kız, (2)teşekkür ederim, (3)deniz kenarına gel, (4)kızım, (5)Eleni, (6)hayat, (7)be çocuğum

Çevirilerde yardımını esirgemeyen ekşi sözlük yazarı melissaki‘ ye teşekkür ederim.

Reklamlar
yorum
  1. ay ışığı dedi ki:

    –işte yine ayışığı manastırındayız.– gittiğimde yirmi yaşındaydın. koca bir ömür geçmiş üzerimizden. geldiğimde seni görmüştüm, yanına gelmek için hamle yaptığımda ise beni alan aşçı izin vermemişti. “onlar çamaşırhanede çalışırlar ve onların yanına gitmek yasak.” bir gün mutfağın kapısından bir gürültü duydum, oraya vardığımda ise bir kağıt beni karşıladı. yıllarca gizli gizli buluştuk. bir gün kumsalda bana buradan gitmek isteyip istemeyeceğimi sordu. o kadar korkmuştum ki! ne diyeceğimi bilemedim. bağırıp çağırmaya başlamıştım. korktuğunu gözlerinin içinden görebiliyordum ama ben ondan daha çok korkmuştum. ertesi sabah kimseye görünmeden gittim. kaçtım, kendimden kaçtım. türküleri ne de çok severdin. hep karşı kıyıdaki türküleri mırıldanırdık. 30 sene manastırın karşısındaki meyhanede geleceğin gün için bekledim. seni ilk gören ben olmalıydım…

    “manastırın ortasında var bir havuz… aman havuz canım havuz.
    dimetoka kızları hepsi de yavuz… biz çalar oynarız.”

  2. aylakmaymun dedi ki:

    Her nereye gidersen…Kendinle yüzleşirken kimse duymaz yalan söyle..
    Terkettiğin şehirler yarım kalmış şiirler…Sustukların büyür içinde…

  3. ay ışığı dedi ki:

    silinmeyecek ne kadar çabalasak da boşluktan
    kalbimize yakıştırdığımız bu dern sessizlik
    bütün savaşlardan yorgun çıkacağız ve yenik

  4. aylakmaymun dedi ki:

    oruç aruoba’dan:
    “en değerli hayalimdin sen, kendini yıktın!… elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım yamalak felsefecinin hayali olmak ise, istemedin. oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin- hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da… hayalden gerçekl…iğe giden yoldaki adımı atmadın – “kaçtım” dedin..
    işte: kaçtığın kendindi – belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin… istemedin. oysa onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hale getirebildiği tek hayali olabilirdin -hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da… hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atamadın- “kaçtım” dedin.. işte: kaçtığın kendindi -belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin
    kim bilir, artık- geçti…”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s