‘GÖRMEDİLER’ Kategorisi için Arşiv

2009 Oscarları

Yayınlandı: 23 Şubat 2009 may3un tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , ,

81. Akademi Ödülleri’nin dün gece verilmesi vesilesiyle, merak edenler için kazanan filmlerin listesini burada yayınlayarak, uzun süredir yeni yazı ekleyemediğimiz blogumuzu biraz canlandıralım dedik. Bir de izleyenler için bu sene törende ve verilen ödüllerde hayal kırıklığı olarak gördüğümüz olayları bir ankette toplamayı düşünüyoruz, oy vermeden geçmeyin! Ayrıca kazananlarla ilgili yorumlarınızı ve eleştirilerinizi de bekliyoruz, “YORUM EKLE” linkine tıklayın yazın bir şeyler, dökün içinizi…

oscar-academyEN İYİ FİLM: Slumdog Millionaire

EN İYİ ERKEK OYUNCU: Sean Penn (Milk)

EN İYİ KADIN OYUNCU: Kate Winslet (The Reader)

EN İYİ YÖNETMEN: Danny Boyle (Slumdog Millionaire)

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Heath Ledger (The Dark Knight)

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU: Penelope Cruz (Vicky Cristina Barcelona)

EN İYİ UYARLAMA SENARYO: Simon Beaufoy (Slumdog Millionaire)

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO: Dustin Lance Black (Milk)

EN İYİ SİNEMATOGRAFİ: Anthony Dod Mantle (Slumdog Millionaire)

EN İYİ KURGU: Chris Dickens (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SANAT YÖNETİMİ: Donald Graham Burt, Victor J. Zolfo (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ KOSTÜM: Michael O’Connor (The Duchess)

EN İYİ MAKYAJ: Greg Cannom (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ MÜZİK: A. R. Rahman (Slumdog Millionaire)

EN İYİ ŞARKI: “Jai Ho” – A. R. Rahman, Sampooran Singh Gulzar (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SES: Ian Tapp, Richard Pryke, Resul Pookutty (Slumdog Millionaire)

EN İYİ SES KURGUSU: Richard King (The Dark Knight)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT: Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton, Craig Barron (The Curious Case Of Benjamin Button)

EN İYİ ANİMASYON: Andrew Stanton (Wall- E)

EN İYİ YABANCI DİLDEKİ FİLM: Okuribito (Japonya)

EN İYİ BELGESEL: Man On Wire

EN İYİ KISA BELGESEL: Smile Pinki

EN İYİ ANİMASYON KISA FİLM: La Maison En Petits Cubes

EN İYİ KISA FİLM: Spielzeugland

Öncelikle bizi takip eden okuyucularımızdan, uzun süredir pek fazla yazı ekleyemediğimiz ve blogla ilgilenemediğimiz için özür dilemek istiyoruz. Ocak başındaki yoğunluğumuzdan dolayı yazı koyamadık, daha sonra da ipin ucu kaçtı gitti yakalayamadık. Hatta ben iki üç gün içinde koyacağım dediğim yazıyı anca şimdi yazıyorum, tekrar kusura bakmayın.

yesmanposter1YES MAN: Jim Carrey’nin uzun bir aradan sonra tekrar komediye döndüğü “Bay Evet”, ülkemizde bu ay gösterime giriyor. Bildiğiniz gibi Jim Carrey 2-3 yılda bir, “The Truman Show” ile birlikte kendini kanıtlama amacıyla yöneldiği drama, kara komedi tarzına ara vererek – tabii arada kılıktan kılığa girdiği fantastik aile filmlerini ve animasyon seslendirmelerini saymazsak – komedi filmlerinde boy göstermeyi alışkanlık haline getirdiğinden, benim gibi Jim Carrey’i ilk çıkış yaptığı “Ace Ventura”, “Dumb And Dumber”, “Liar Liar” gibi filmlerini çocukluğunda sinemalarda kahkahalarla seyreden ve seven insanlar için hoş bir nostalji oluyor. Her ne kadar asıl beğendiğim filmleri “The Truman Show”, “Man On The Moon”, “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind” olsa da, sanırım Jim Carrey olmasa o filmler gene yapılır ve beğenilirdi, ama Jim Carrey’i Jim Carrey yapan ilk dönem filmlerinde o olmadan öyle bir film olmazdı demek çok da yanlış olmaz. Peyton Reed’in yönettiği bu klasik Jim Carrey filminde, ona “The Hitchhiker’s Guide To The Galaxy”de izleyip sevdiğim Zooey Deschanel ve “Kitchen Confidential” dizisinin başrol oyuncusu Bradley Cooper eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 16 Ocak 2009)

inkheart1INKHEART: Bu ayın sömestr hediyelerinden sayılabilecek “Inkheart”, sanırım bu tarz filmlerin yolunu açan Harry Potter serisine teşekkür etmek lazım, Cornelia Funke’un fantastik serisinin ilk kitabından uyarlanan ve iyi bir gişe yaparsa serinin devamının da sinemaya uyarlanması bizi şaşırtmayacak fantastik bir macera öyküsü. Son dönemde bu tip aile filmlerinde görmeye çok alıştığımız Brendan Fraser’ın başrolünü üstlendiği filmde, kısaca hikaye babasının okuduğu kitaplardaki karakterlerin gerçek hayatta ortaya çıktığını farkeden küçük bir kızın macerası üzerine kurulu. Filmde diğer önemli roller ise, bu tarz filmlerde her zaman gördüğümüz gibi yine bir ünlüler geçidi: Sienna Guillory (Eragon, Resident Evil: Apocalypse), Paul Bettany (A Beautiful Mind, The Da Vinci Code), Helen Mirren (En son The Queen filmiyle oscar ödülü de kazanan İngiliz sinemasının yıllara meydan okuyan en önemli kadın oyuncularından) ve Andy Serkis (nam-ı diğer Gollum). Yönetmen koltuğunda ise Angelina Jolie’nin ilk çıkış yaptığı “Hackers” ve Kevin Spacey ile Jeff Bridges’ı buluşturan “K-Pax” filmleriyle tanıdığımız Iain Softley var. (Gösterim Tarihi: 23 Ocak 2009)

UnknownBLINDNESS: Jose Saramago’nun çok satan romanından sinemaya uyarlanan, bu ay ilk gösterimi Film Ekimi’nde yapılmış ikinci film olan “Blindness”, bir kasabayı saran gizemli bir beyaz körlüğün, bu hastalığa yakalanmayan doktorun karısının gözünden, sebep olduğu olaylar ve kaosu anlatan etkileyici bir yapıt. Julianne Moore, Mark Ruffalo, Alice Braga, Danny Glover, Gael Garcia Bernal gibi önemli isimlerden oluşan bir oyuncu kadrosuna sahip filmin yönetmeni de, daha önce “The Constant Gardener” ve en iyi yönetmen oscarına aday gösterildiği “City Of God” gibi filmlerle kendine haklı bir ün edinen Fernando Meirelles. (Gösterim Tarihi: 23 Ocak 2009)

valkyrie1VALKYRIE: İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’e girişilen başarısız bir suikast girişiminin gerçek hikayesinin anlatıldığı Valkyrie de, bu ay gösterime girecek olan önemli filmlerden biri. “The Usual Suspects”, “Apt Pupil”, “X-Men”, “X-Men II” ve “Superman Returns” gibi filmlerden tanıdığımız Bryan Singer, son dönemde yoğunlaştığı çizgi roman uyarlamalarına 2011’de gösterime girmesi beklenen ikinci Superman filmi “Superman: Man Of Steel”e kadar ara veriyor ve gerçek bir olaydan uyarlanan bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Hitler’in Almanya’yı ona sürüklediğini düşünen ve bu yüzden ona karşı bir suikast tertipleyen Albay Claus von Stauffenberg’ü Tom Cruise’un canlandırdığı filmde, yardımcı oyuncu kadrosu da inanılmaz isimlerden oluşuyor. Kenneth Branagh, Bill Nighy, Tom Wilkinson, Christian Berkel, Terence Stamp gibi usta oyuncuların arka arkaya oyunculuk gösterisi yaptığı filmin ilginç bir özelliği de; Tom Cruise’un seçilmesindeki en önemli nedenin fotoğrafına bakılınca Stauffenberg’in kendisine benzetilmesi olması. (Gösterim Tarihi: 30 Ocak 2009)

new-pride-and-glory-poster11PRIDE AND GLORY: Bu ay bahsedeceğimiz son film ise; Colin Farrell ve Edward Norton’ı buluşturan polisiye drama filmi “Pride And Glory”. Yönetmenliğini Gavin O’ Connor’ın yaptığı filmin hikayesi; bir çok erkeğin polis olduğu bir ailede yetişen New York Polis Departmanı’ndan Ray Tierney’nin (Edward Norton), üzerinden çalıştığı bir dava sırasında kendi kayınbiraderinin de içinde bulunduğu bir skandalı farketmesi sonucunda ailesi ve  bütün polis departmanında ortaya çıkan olaylar üzerine kurulu. Edward Norton’ın son dönemdeki en iyi performanslarından birini verdiği söylenen filmde, diğer önemli roller ise Jon Voight, Noah Emmerich, Jennifer Ehle tarafından paylaşılıyor. (Gösterim Tarihi: 30 Ocak 2009)

Ulak

Yayınlandı: 10 Ocak 2009 aylakmaymun tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , , , , ,

ulak_film_afis2

YÖNETMEN: Çağan Irmak

 

SENARYO: Çağan Irmak

 

OYUNCULAR: Çetin Tekindor, Hümeyra, Yetkin Dikinciler,  Şerif Sezer.

 

SİNOPSİS: Köy köy dolaşarak Ulak İbrahim’in hikayesini anlatan bir seyyahın düzeni bozulmuş bir köyde anlattığı masal ile yaşattığı değişimi konu almaktadır.

 

YAPIM YILI: 2007 

   

SÜRE: 108 dk.

 

Bütün güzel masallar gibi Yaradan’ ın adıyla başlar hikâyemiz. Zekeriya bir civanın hikâyesini anlatmaktadır etrafındaki  çocuklara. Bu hikaye, başına ne hal geldiyse, aklı başından alınmış, ağzı dili lal olmuş,  baktığını başka gören, duyduğunu başka duyan Ulak İbrahim’in hikayesidir.Nasıl başlasam, nelerden bahsetsem diye yerimde duramıyorum. Filmi izledikten sonra heyecanlanıp bunu paylaşmalıyım diyerek soluğu burda aldım. Filmi izlerken Çağan Irmak’ın  da heyecanını hissetmemek mümkün değildi. Büyülü bir atmosferin içinden seslenmiş bizlere ve ben de aynı havayı soluyarak yazmak istiyorum. Masal seven biri olarak Ulak’ın  çok başarılı bir anlatıma sahip olduğunu düşünüyorum.

ulak27Hem oyunculuk açısından hem de dili açısından çok zengin bir filmle karşılaştım.  Kostümler ve mekanlar bu masalsı havayı bozmayacak şekilde özenle düzenlenmiş. Çocuk oyuncu kadrosu da en az diğerleri kadar başarılıydı. Babam ve Oğlum’da bu masalsı öğelerden az da olsa sunan Çağan Irmak, bu filmde masalın içinde masal anlatmış bizlere. Din kavramına çeşitli metaforlarla atıfta bulunulduğunu düşündüğüm bu filmde karakter isimleri de dikkat çekmekte; ibrahim, adem, havva, meryem, ferhat, ömer..
Türk sineması içinde kendine özgü bir yer edinebilecek kadar farklı bir film Ulak. Masalcımız diyor ki; hikayeyi anlatandan çok dinleyene de bir şeyler yapmak düşüyor. Bu masalın dinleyicisi olmalı ve Ulak’ı kafanızda yaratmalısınız. Unutmayın ki beklediğiniz Ulak’ı yaratan da sizsiniz.
İyi seyirler…

untitledThe Curious Case Of Benjamin Button: Uzun süredir beklenen, Brad Pitt’in tersine yaşlanan Benjamin Button adında bir adamı canlandırdığı bu film; “Seven” ve “Fight Club” filmlerinde de birlikte çalışan yönetmen David Fincher ve Brad Pitt’i tekrar bir araya getiriyor. Senaryosunu Forrest Gump, Ali, Münih, Köstebek gibi filmlerin oscarlı senaryosu Eric Roth’un yazdığı bu senenin en çok beklenen filmlerinden biri olan “The Curious Case Of Benjamin Button”nun, diğer önemli kozu da; son dönemin en iyi kadın oyuncularından biri sayılan, “Babel” filminden Pitt’in rol arkadaşı, oscar ödüllü Cate Blanchett. (Gösterim Tarihi: 6 Ocak 2009)

vicky_cristina_barcelonaVicky Cristina Barcelona: Woody Allen’ın senaryosunu yazıp yönettiği son filmi olan “Vicky Cristina Barcelona”, geçtiğimiz aylarda Film Ekimi’nde yer alıp, bu ay vizyona girecek ilk film. İspanya tatilleri sırasında bir ressama aşık olan iki kadın ve adamın eski eşi arasında geçenlerin anlatıldığı bu romantik komedinin oyuncu kadrosu da inanılmaz. Geçtiğim sene “No Country For Old Men” ile ilk oscar heykelciğini kazanan Javier Bardem’e son dönemin en seksi yıldızlarından ikisi sayılan Scarlett Johansson ve Penelope Cruz eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 9 Ocak 2009)

the-unborn1The Unborn: Bu ayın korku filmi senaryosunu yazdığı Blade üçlemesi ve son dönemde büyük sükse toplayan Christopher Nolan’ın “Batman Begins” ve “The Dark Knight” ile haklı bir üne sahip olan David S. Goyer’in yazıp yönettiği; “The Unborn”. Bir kadının başına musallat olan bir hayaletle verdiği mücadeleyi anlatan Goyer’in, bu kadar klişe bir konudan nasıl bir film kotaracağını ben de merak ediyorum. Filmin oyuncu kadrosunda ise; geçen sezon vizyona giren canavar filmi “Cloverfield” ile tanıdığımız Odette Yustman, “The O.C.”deki Kevin Volchok rolüyle tanıyabileceğiniz Cam Gigandet ve bu kadar genç bir kadronun içinde benim son dönemde farklı rollerde daha çok görmek istediğim Gary Oldman başlıca rollerde yer alıyor. (Gösterim Tarihi: 9 Ocak 2009)

twilight-movie-posterTwilight: Son dönemde epey ilgi toplayan filmlerden biri olan “Twilight” ise; Stephenie Meyer’in romanından sinemaya uyarlanan modern bir vampir hikayesi. Catherine Hardwicke’nin yönettiği, bir vampire aşık olan genç bir kızın hayatındaki her şeyi riske atmasının anlatıldığı bu duygusal fantastik maceranın kahramanları ise; ilk defa “Panic Room” ile dikkatleri çeken, son dönemde “Jumper” ve “Into The Wild”da izlediğimiz Kristen Stewart ve Harry Potter serisinin dördüncüsü olan “The Goblet Of Fire”daki Cedric Diggory rolüyle çıkışını yapan Robert Pattinson. Merak edenler için şimdiden söyleyelim, Meyer’in yarattığı bu fantastik serinin ikinci kitabı olan “New Moon” da ön hazırlık aşamasında ve kasım 2009’da gösterime girmesi bekleniyor. (Gösterim Tarihi: 20 Ocak 2009)

2009’a  girer girmez, daha ilk aydan bu kadar çok, bir o kadar da adından bahetmeye değecek filmin gösterime girmesi beni şaşırttı ve aynı zamanda zor durumda bıraktı. Hem hangi birine gideyim, gitti gene paralar açısından, hem de hangi birini yazayım bu ay durumu yüzünden, ben de bir kısmından şimdi bahsediyor, 23 Ocak’tan itibaren gösterime girecek filmleri bir kaç gün sonraya saklıyorum, kusuruma bakmayın. Diğer yazımda bahsedeceğim filmlerden, yine de kısaca isim olarak bahsedecek olursak; Brendan Fraser’ın oynadığı fantastik macera filmi “Inkheart”, yeni Jim Carrey komedisi “Yes Man”, bu ayın Film Ekimi’nde ilk kez gösterimi yapılan ikinci filmi “Blindness”, yönetmen Bryan Singer’ı Tom Cruise ile buluşturan ikinci dünya savaşı filmi “Valkyrie” ve Colin Farrell, Edward Norton’lı polisiye drama “Pride And Glory”.

2_days_in_parisYÖNETMEN: Julie Delpy

SENARYO: Julie Delpy

OYUNCULAR: Julie Delpy, Adam Goldberg

 

SİNOPSİS: Beraber çıktıkları Avrupa turundan sonra, Fransa’ya kızın ailesinin yanına uğrayan iki sevgilinin, birbirleri hakkında bilmediklerini keşfetmeleri…

 

YAPIM YILI: 2007

 

SÜRE: 96 dk

aylakmaymun: Bir kadının dilinden anlatılmış gerçekçi bir aşk hikayesi diyebilirim. Yalın bir anlatımı ve klişelerden uzak bir konusu var. Aynı zamanda mizahi bir dile de sahip. Özellikle de Adam Goldber’in  Julie Delpy’i kıskandığı sahneler oldukça keyifli. Güzel vakit geçirmek, eğlenmek ve aşka uzaktan bakmak isteyenler için tavsiye edilebilecek bir film. 

03may3un: Aşıklar kenti olarak bilinen Paris’ten çıkagelen romantik bir komediye hazır mısınız? Büyük ihtimalle çoğunuz yine mi Paris, yine mi klişe bir aşk filmi mi diye içinden geçiriyor olabilir. Aynı bu filmi izlemeye başlamadan önce benim aklımdan geçirdiğim gibi, ama “Paris’te İki Gün” bütün önyargılarınızı boşa çıkartacak bir film. İzlediğim bütün duygusal filmler içinde kadın-erkek ilişkisine bu kadar gerçekçi, eğrisiyle doğrusuyla tarafsız bir gözle anlatan ve ilişkilere hakkında kendimi farklı açılardan da değerlendirmeme yol açacak başka hiç bir filme rastlamadım dersem yalan olmaz. Bu noktada sevgilime ister istemez hak vermek zorundayım, gerçekten ancak bir kadın tarafından bu kadar güzel özetlenebilirdi aşk, Julie Delpy’nin senaryosunu yazıp, yönettiği bir de üstüne oynadığı filmin her yerinde kadın dokunuşu hissediliyor,çok fazla bahsetmeyeceğim tadını kaçırmak istemem. Son olarak başrolde ona eşlik eden Adam Goldberg inanılmaz bir performans gösteriyor, onun da hakkını yemek olmaz, ayrıca monologları filmin en komik anlarını oluşturuyor, ama erkekler olarak bu her zaman hoşunuza gider mi bilemem.

 

bigpic2d3aymun: Öncelikle belirtmek istiyorum ki; filmlerden çokça etkilenen bir insan olarak bu filmi izlemem hayatımda enteresan noktalar oluşmasını sağladı. Özellikle Julie Delpy ile tanıştığım Before Sunrise-Before Sunset filmlerinin bir hayranı olarak Film Ekimi’nde onun yönettiği filmi görünce koşa koşa gidip almıştım bileti. Çok nadir sinemaya yalnız gitmişimdir. Bu film de öyle bir yalnızlık dönemime denk gelmişti. Aşk kaldıracak ruh halim bile yoktu. Ama filmden sonra gördüm ki öyle duygusallara bağlamaya gerek yok. Aşk bildiğin komik bir durum. İki kişinin dışarıdan görüntüsü hayret şekilde saçma. Ve garip şekilde de kızgınlıklardan, paranoyalardan alıyor kaynağını. Hayatımdaki enteresan noktaya gelirsek eğer; filmi izledikten sonra uzun süredir yapamadığımı yaptım ve yalnız kalabilmeyi başardım. Gerçekten aşık oluncaya kadar…

day_the_earth_stood_stillYÖNETMEN: Scott Derrickson

 

SENARYO: David Scarpa (Edmund H. North’un 1951 tarihli senaryosundan)

 

OYUNCULAR: Keanu Reeves, Jennifer Connelly, Jaden Smith, Kathy Bates, John Cleese, Jon Hamm, Kyle Chandler, Robert Knepper, James Hong

 

SİNOPSİS: Diğer dünyaları temsilen Klaatu adlı bir uzaylının dev robotuyla birlikte dünyaya gelmesi ve insanoğlunun yarattığı şiddet ve ön yargının nasıl sonumuza zemin hazırlayabileceğini anlatıyor.

 

YAPIM YILI: 2008   SÜRE: 103 dk

 

2790507230_07c3dc26a7“Dünyanın Durduğu Gün” ismiyle gösterime giren bu filmi, sadece bir film olarak değerlendirmemek lazım. Aslında insanoğlunun şiddete yatkın doğası ve ön yargısıyla kendi sonunu hazırlayabileceğini gözler önüne seriyor. Ayrıca şiddetin karşılığının da şiddet olduğunun altını çiziyor. Tabii bu film izleyip farklı düşünen hiç kimsenin jetonunun düşeceğini sanmıyorum, zaten film de söylenmek istenen de bu, filmin ana fikrini Prof. Barnhardt’ı canlandıran John Cleese’in sözlerinde bulacaksınız.

 

68184380Film sanıldığı gibi özel efektlerin ardı ardına arz-ı endam ettiği, aksiyon ve temponun hiç kesilmediği bir yapım değil, bazen biraz temposu düşer gibi de olsa, bu sahneler yerinde kullanılmış diyebilirim. Zaten tersi olsa filmin doğasına da ters düşebilirdi. 1951 yapımı filmin orijinal çevrimini izlemediğim için onunla kıyaslayıp yorum yapamayacağım, ama senaryo ve çekimler çok güzel hazırlanmış, özellikle bazı yerlerde seslerin birden kesilmesi sanki size filmin içindeymişsiniz hissini yaşatıyor. Oyunculuğa geçecek olursak, ön plana çıkan bir oyunculuk var diyemem. Keanu Reeves duygularını göstermeden insan olmadığı hissini çok güzel veriyor, aynı Matrix üçlemesinde yaptığı gibi, o yüzden de bir nevi yaşlanmış Neo havasında, ama bunu da eline yüzüne bulaştırmıyor. Kısa bir rolde gözüken John Cleese de ilerlemiş yaşına rağmen, filmin en akılda kalıcı, en güzel sürprizlerinden biri.

1408

Yayınlandı: 19 Aralık 2008 may3un tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , , , , , , ,

140821YÖNETMEN: Mikael Hafström

 

SENARYO: Matt Greenberg, Scott Alexander, Larry Karaszewski (Stephen King’in aynı adlı kısa hikayesinden)

 

OYUNCULAR: John Cusack, Samuel L. Jackson, Mary McCormack, Jasmine Jessica Anthony, Tony Shalhoub

 

SİNOPSİS: Kitabı için paranormal olayların geçtiği iddia edilen otel odalarında kalan bir adamın, aldığı gizemli bir kartpostal sonucu New York’taki Dolphin Oteli’nin 1408 no.’lu odasını araştırmaya gitmesini anlatıyor.

Y. YILI: 2007 SÜRE: 112 dk

 

1408scene01pu3may3un: Mikael Hafström adını ilk kez cnbce’de izlediğim Oscar adayı İsveç sinemasının son dönemki en iyi filmlerinden “Ondskan” ile duymuştum. Daha sonra bir çok Avrupalı yönetmenin izlediği yoldan izleyerek Hollywood’a gelen Hafström, bu kez Stephen King destekli bir gerilim filmiyle karşımıza çıkıyor. Tek mekanda geçmesine rağmen, çekimleri ve hikayesiyle inanılmaz bir görsel zenginlik sağlayan film, sürekli izleyiciyi diken üstünde tutmayı da başarıyor. Korku filmi beklentiniz varsa hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz, ama son dönemde yapılan en iyi gerilim filmlerinden biri olan “1408”i yine de mutlaka izleyin. Oyunculara geçersek; aslında film tamamen John Cusack üzerine kurulmuş diyebiliriz. O da bu seferki rolünde biraz daha yeteneğinin üzerine çıkmış diyebiliriz, üstüne Samuel L. Jackson’ın kısa ama her zamanki gibi etkileyici oyunu filme ayrı bir tat katıyor.

 

3aymun: Ya cehennem tek bir odaysa! Günlerce dışarı çıkmamış yorgun bedenim herbiri birbirinin aynı saatleri yaşarken bile yeterince azap çekiyor. Bir de tek bir odada tüm hatalarımı, pişmanlıklarımı tekrar tekrar yaşamayı hayal bile edemiyorum. Maalesef benim yerime hayal üretenler var… 1408 de kalmak istemezsiniz, bundan sonra fazla inatçı olmamayı deneyin!

 

14083