13 Mart 2009 için arşiv

491px-nicholas_hilliard_007Sör Walter Raleigh’nin o yıllarda “Yeni Dünya” olarak bilinen Amerika kıtasının doğu sahilini keşfetmek ve yayılmak amacıyla finanse ve organize ettiği Roanoke kolonisi, günümüz tarihinde Amerika kıtasında kurulan ilk koloni olması dışında, daha büyük bir gizemle hatırlanmaktadır. 1585-1587 yılları arasında bir çok grup tarafından kolonileştirilmeye çalışan Roanoke adasına yapılan girişimlerin başarısız olmasının sebebi, bu adada kalan kolonistlerin iz bırakmadan kaybolmuş olması ve daha sonra da hiçbirinin izine rastlanmamasıdır.

Sör Walter Raleigh, Kraliçe I. Elizabeth’den bugünkü Virginia topraklarında bir koloni kurmak için kraliçeden yetki alır. Bu topraklar üzerinde kazandığı bu imtiyaz ve hakları kaybetmemesi için 10 yıl içerisinde bu topraklarda bir koloni kurmak zorunda olduğundan, bu topraklarda yerleşmek üzere bir çok sefer düzenler. Kendisi asla “Yeni Dünya”ya gitmemesine rağmen, 1585-1587 yılları arasında kalıcı bir İngiliz kolonisi kurmayı görev edinmiş olan Sör Walter Raleigh’nin düzenlediği bütün seferler başarısızlıkla sonuçlanır.

roanoke_map_1584İlk seferin kısmi başarısızlığında herhangi bir gizem olmasa da, biraz tarih bilgisinin zararı olmaz diyerek, kısaca ilk seferden de bahsedelim istiyorum. 1585 yılında yola çıkan bu ilk sefere başkanlık eden Sör Richard Grenville’in seyahati hiç de kolay olmuyor desek yalan söylemiş olmayız. Daha Yeni Dünya’ya ayak basmadan bir kumula çarpan ana geminin erzağı önemli ölçüde zarar görünce nerdeyse koloni kurma işinin ertelenmesine karar veriliyor. İlk başta olan bu gecikmelerden sonra, adanın yerlileriyle gümüş bir kupanın çalınması sonucu ortaya çıkan anlaşmazlıklar sonucu küçük bir katliam yapan kolonistler, daha sonra Sör Richard Grenville tarafından adanın kuzey ucunda bırakılıyor ve Nisan 1586’da Sör Grenville döneceğine söz vererek adadan ayrılıyor. Sör Grenville söz verdiği gibi nisanda dönemiyor, ama neyse ki haziran ayında Karayipler’den başarılı bir baskından dönen Sör Frances Drake, kolonistleri buluyor ve onları İngiltere’ye götürmeyi teklif ediyor. Bundan kısa bir süre sonra, Sör Grenville’in filosu adaya varsa da, boş bir koloniyle karşılaşıyor. Burada Sör Walter Raleigh’nin imtiyazlarını ve adadaki İngiliz hakimiyetini korumak adına küçük bir yerleşim bırakarak geri dönüyor.

1587 yılında Sör Walter Raleigh, John White liderliğinde 114 kişilik bir kolonist grubu oluşturuyor. Yüzyıllardır hala araştırılan ve nerde oldukları belli olmayan bu kayıp efsanevi kolonistler, daha önceki sefer sırasında bırakılan 15 kişiyi almak için gittiğinde sadece bir kişinin kemikleriyle karşılaşıyor. Yakınlarda yaşayan dost Croatan kabilesinden alınan bilgilere göre, saldırıya uğradıklarını ve kalan 9 kişinin bir botla kaçtığını öğreniyorlar. 22 Temmuz 1587’de yerleşimciler Roanoke adasına ayak basıyorlar. Bundan sonra valilik görevine başlayan John White, dost Croatan kabilesiyle ilişkilerini güçlendirirken, daha önceki yerleşimcilerin saldırdığı kabile ile de diplomatik ilişkilerini düzeltmeye çalışıyor. Bu sırada sahile yengeç avlamaya giden bir kolonistin yerliler tarafından öldürülmesi sonucu, yaşamlarından endişe eden kolonistler, John White’ı İngiltere’ye dönüp yardım çağırması konusunda ikna ediyorlar. John White, Roanoke adasında kadınlı-erkekli 115 kolonisti burada bırakarak yola çıkıyor.

croatoan1

1587 sonlarında İngiltere’ye vardıktan sonra kış mevsiminin gelmesi ve bütün gemilerin İspanya’ya karşı savaşta kullanılması sonucu dönecek gemi bulamıyor. Sonunda daha küçük iki gemiyle 1588 ilkbaharında yola çıkmanın bir yolunu bulan John White, bu seferde insan doğasının hışmına uğruyor. Gemi kaptanının aç gözlülüğü ve kendini kanıtlama çabaları yüzünden başka gemilere yaptığı saldırılar sonucu, kargosunu kaybedip İngiltere’ye dönmek zorunda kalıyorlar. İspanya ile süren savaş sonucu John White, 3 sene daha boyunca yeterince erzak toplayamadığından eli kolu bağlı bekliyor ve sonunda Karayiplere yapılan başka bir seferin kaptanını Roanoke adasından geçmesi için ikna ederek yola koyuluyor. 18 Ağustos 1590 yılında, ki adada bıraktığı kendi torununun 3. yaş gününde adaya varan John White, yerleşimi tamamen terkedilmiş olarak buluyor. Adayı adamlarıyla araştıran John White, burdaki 115 kolonisti bulamadığı gibi, herhangi bir saldırı veya savaş izine de rastlamıyor. Tek bulduğu delil yakında bir ağaca oyulmuş olan “CROATOAN” kelimesi olan White, bunu yerleşimcilerin Croatoan adasına gitmiş oladuklarına yoruyor. Ama gitmeden önce yerleşimcilerle, başlarına bir şey gelecek olursa, en yakın ağaçlara malta haçı çizmeleri üzerine anlaşmış olmalarına rağmen, hiçbir ağaçta bu ize rastlamadığından zorla kaçırıldıklarını düşünmüyor. Bu sırada gelen büyük bir fırtına yüzünden de Croatoan adasına gidemeyip yollarına devam etmek zorunda kalıyorlar. Daha sonra Amerika’ya yerleşen yerleşimciler de, Roanoke kolonistlerini arasalar da, 115 kişiden tek birinden bile haber alınamadı. John White da, ailesinin de aralarında bulunduğu kolonistlerin hala hayatta olduğunu ancak beklenilen yerde olmadıklarını ve adadan kendi istekleriyle ayrılıp Croatanlar arasına gittiklerini kabullenerek, İrlanda’daki mülküne geri döndü.

signet_ringHalen nereye gittikleri ve neden yerleşimlerini bıraktıkları belli olmayan Roanoke kolonistleri hakkında, çeşitli görüşler ortaya atılmış olsa da kesin bir bilgiye kimse sahip değil ve hiç birinden bir daha haber alınmadığından akıbetleri de halen meçhul. Bazı araştırmacılar tarafından yakınlardaki yerli kabilelerin arasına karıştıkları söyleniyor. Bu en akla yakın teori gibi de dursa bunu destekleyen kanıtlar, eski tarihçilerin hristiyanlığa inanan veya beyazlara dost davranan yerlilerden öteye gidemiyor. En azından 1998’e kadar böyleydi, Doğu Carolina Üniversitesi bu tarihte “Croatoan Projesi” isminde arkeolojik bir araştırma organize ederek, Roanoke’den 80 km ötedeki tarihi Croatoan başkentinde 16.yy’a ait altın bir yüzük buldular. Bunun izlerini süren araştırmacılar bunun 1585-1586 yılları arasında ilk koloniyle gelen birine ait olduğunu tespit ettiler. Bunun kolonilerle Croatanlar arasındaki etkileşimi gösteren önemli kanıtlardan biri olarak görseler de, halen kaybolan 115 kolonistle ilgili hiç bir ize rastlanmış değil. Bu konuyla ilgili “Kayıp Koloni DNA Projesi” de, kolonistlerin yerliler arasına karışıp karışmadığını bulmak için düzenlenmeye çalışılan yeni araştırmalardan biri. Bunların dışında iklimsel koşullardan ve kuraklıktan ötürü kolonistlerin gitmiş olabileceği, hatta Croatoan adasına yerlilere saldırıp yiyecek temin etmeyi amaçladıkları da teoriler arasında. Koloninin İspanyollar tarafından yok edildiği düşüncesi ise, John White koloninin boşaltılmış olarak bulduğundan 10 yıl kadar sonra İspanyolların halen koloninin yerini aradıkları gerçeği göz önünde bulundurulursa olasılık dahilinde gözükmüyor.

Paranormal teoriler, metafizik güçler, uzaylı kaçırmaları gibi daha pek çok uçuk teorinin de hakkında üretildiği kayıp koloni, gizemini koruduğu sürece daha pek çok araştırmaya konu olacak gibi görünüyor. Tabii bu sırada bir çok kitaba ve filme de ilham kaynağı olacağını söylemek de yalan olmayacak. Paul Green’in yazdığı “Kayıp Koloni” adlı oyun gibi ya da, her ne kadar farklı olsa da bana anımsattığı, sanki bu hikayeden ilham alan adadakilerin zamanda geriye gittiği “Lost” dizisinde olduğu gibi…

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN İLGİLİ LİNKLER:

http://en.wikipedia.org/wiki/Roanoke_Colony

http://www.outer-banks.com/hatteras-school/dig98.html

http://www.lost-colony.com/

http://ncmuseumofhistory.org/lostcolony/site/index.html

http://www.ncdc.noaa.gov/paleo/drought/drght_james.html

Evrim; Değişim; Gelişim ve DARWIN

Yayınlandı: 13 Mart 2009 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , , , , ,

Birikmiş ve haklı sebeplerimden ötürü Bilim ve Teknik dergisini kınıyorum. Bildiğiniz gibi bu çıkışım Darwin’in garip bir şekilde ört bas edilmesine karşıdır. Anlaşılan o ki artık ülkemizin bilim adamları 3 maymunu oynamaya karar vermişler ve hadi Darwin hiç yokmuş gibi davranalım demişler. Evrim teorisini kanıtlar biçimde davrandıklarını hiç bilmeden hem de…

 darwin1

Bozkurt Güvenç’in İnsan ve Kültür isimli kitabında Darwin hakkında önemli bir ipucuya ulaşmak mümkün; Darwin, Türlerin Kökeni adlı denemesinde nesli tükenmiş ya da bugün yaşayan canlı varlıklar arasındaki farkları açıklamak amacıyla evrim kuramını ileri sürüyor. Buna göre, doğal ve ekolojik koşullara uygunluk ve doğal seçilim ilkeleri, biyolojik evrime yön veriyor. Ancak Darwin kitabında insan ve onun evrimi hakkında kesin hiçbirşey söylemiyor. Daha sonra, çağdaşı Thomas Huxley’nin yazdığı İnsanın Doğadaki Yeri adlı eserde insan, goril ve şempanze anatomileri üzerinde karşılaştırmalar bulunuyor. Ve Huxley kuyruksuz maymunların, biyolojik bakımdan (ki bu ayrım oldukça önemli) insana en yakın akrabalar olduğunu iddia ediyor. Darwin Huxley’i destekleyen bir eseri onun eserinden sonra yazıyor: İnsan ve Türeyişi… 

Ve bu meşhur eseri algılamada hep aynı eğilim ortaya çıkıyor yüzyıllardır: Darwin insanoğlunun maymundan geldiğini söylüyor (!). Bu yanlış kanı olsa olsa belli çıkar hesaplarının korunmasına yönelik ortaya çıkıyor. Çünkü Darwin ve Huxley kesinlikle maymunla insan arasında bir ata-torun ilişkisi olduğunu söylememişlerdir. Söyledikleri insan ve maymunun ortak bir atadan gelen yeğenler olduğudur. (Buna bağlı olarak şöyle bir yaygın kanı da oluşturulabilir; canlılar tek bir atadan türer ki bu durum tektanrılı inançları daha da olumlar bir konumda bulunabilir. Ve hatta daha sonraları evrim teorisini esas alan Spencer tüm canlıların tek bir enerjiden türediğini ortaya koymuştur.) Ama ne yazık ki bilimsel gözlemlere dayalı bu iddia senelerdir yanlış anlaşılmaya devam ediyor. Özellikle evrim olgusunun ileriye yönelik bir gelişme olduğunu esas alanlar için. Oysa ki evrim belli bir değişimi beraberinde getirir ve her değişim illa ki gelişmek anlamında değildir.

Bu yanılgı en çok sosyal bilimlerde kendini göstermiştir. Darwin’in evrim teorisini esas alıp toplumları inceleyen bir çok bilim adamı evrimsel ilerlemeyi bir gelişme olarak ele almış ve örnek birer toplum tipolojisi ortaya koymuşlardır. Buna göre kabile hayatından kapitalin gelişimine kadar gelmiş toplumlar evrim sürecinde en üst sıralardadır. Bu açıdan baktığımızda bizim örnek toplumumuz olsa olsa ABD ya da Avrupa Birliği ülkeleri olabilir. Çünkü onlar çağlarca evrimleşmiş ve paralel olarak gelişmiş toplumlar olarak adlandırılabilmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında bugünküne benzer bir demokrasinin görüldüğü Antik Yunan Site Devletleri bile evrimsel çizgide alt sıralardadır. Az gelişmiş toplumları belirleyen bu kuram sayesinde sömürü toplumları ortaya çıkmış ve bunun gelişmeyle paralel olduğu söylenerek sömürgeler, emperyalist yönelimler meşrulaştırılmıştır.

Oysa ki her değişim bir gelişimi beraberinde getirir kanısı oldukça yanlıştır. Değişim eskiyi yeninin yerine koyabilecek kadar güçlü bir imgedir. Ve evrimin esası değişim ile özdeşleşebilir. Bilim adamlarına göre geleceğimiz kafa yapılarımızın uzaması, azı dişlerimizin düşmesi ve telepatik yönden daha duyarlı hale gelmemiz olarak şekilleniyor. Bunların hepsi insanoğlu için birer biyolojik değişme olarak tanımlanabilir. Ancak bu bir gelişme midir? Belki de insanoğlunun safkan bir şekilde doğadan kopuk biçimde yaşamaya başlaması bir gerilemedir kendi açısından.

evrim

Kısaca anlatmaya çalıştığım şudur: Bilim ne olduğumuz ve nereden geldiğimize dair ipuçlarına bizi ulaştırabilir ancak. Kesin kanıtlar olmadan bilim kendisini bile yok edebilen bir tarza sahiptir. Yüzyıllardır açılan yeni okullar ortaya atılan yeni iddialar kendilerinden bir öncekine tepkisel olarak zaten ortaya çıkmıştır. Darwin sonrası onun öğretilerine tepki olarak ortaya çıkan pek çok farklı görüş söz konusudur. Hal böyle olunca sanki Darwin yeni duyulan bir isimmiş ve büyük bir aydınlatma yaratacakmış gibi korkup onu bilim kitaplarından çıkartmak da ne oluyor? Kaldı ki Darwin bu muameleler sayesinde haklılığına kanıtlar bulmaya devam ediyor. Bilinçsizce davranan bilim adamları topluluğu doğadaki tüm canlılarla uzaktan akraba olma eğilimi taşıyorlar. İnsanoğlu hala gelişimini tamamlayamamış, nereden evrilmiş olursa olsun…