9 Aralık 2008 için arşiv

Dil ya da Dünya

Yayınlandı: 9 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

 

 

    “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” 

                                                                   Wittgenstein

 

 

Gazetedeki haberi ilk okuduğumda üzgünlüğümü nasıl dillendireceğimi bilmiyordum. Ama az düşünmeyle buna ulaştım. Fransa’da Müslüman mezarlarının üstünü siyah boyalarla tahrip etmeleri konusundan bahsediyorum. Bu dünyadan göçüp gitmiş ve artık hiç bir din, dil, ırk ayrımı götürmeksizin toprağa karışmış insanların da ırkçılığa alet edilmesi sinirlerimi yıprattı. Ve bir kez daha soru işaretleri oluştu aklımda.

 

Halk arasında Wittgenstein’dan hiç de eksik kalmayan bir laf vardır: Anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır diye. Karşı taraf anlamadıkça, iletişim varolmadıkça dünyamızın sınırları onun ki kadar kalıyor işte. Siz ne kadar açmaya çalışırsanız çalışın, ne kadar genişletmeye ya da, bir fayda etmiyor iletişimsizlikten. Belki de anlatma yöntemleri değişmeli…

 

Haberi ilk gördüğümde Fransızca’nın yapısı geldi aklıma. Eşyalara bile erkek ve dişi olarak bakan ayrımcı bir zihniyet. Kesinlikle Fransızlara imalarda bulunmaya çalışmıyorum. Türkiye’de ırkçılık yok mu, var. Yalnızca bu olay üzerinden verebileceğim bir örnek olduğu için ve bu konu hakkında daha önce uzunca düşündüğüm için…

 

Bir siyahiye zenci demek, bir Alman’a nazi gözüyle bakmak, bir müslümana terörist damgası basmak.. O kadar kolay ki ayırmak, özellikle söz konusu olan kavramlarsa.. Düşün dünyamızda nelere ne dememiz gerektiği konusunda çocukluğumuzdan eğitiliriz. Eğer küçük bir Fransız masaya dişil özellikler yüklemesini öğreniyorsa hiç bir zaman erkek ve kadını aynı kulvarda görmeyecektir. Tabii ben de erkek ve kadın arasındaki farklılıkların ayırdındayım ve eşitliğin mutlaka sağlanması gerekli diye bir düşüncem yok. Çünkü zaten eşitiz. Çünkü zaten herkese sadece insan gözüyle bakmaya başladıktan sonra eşitliği kabul etmişiz demektir. Hümanizmin yeşerdiği topraklarda ise bu ayrım kendi dillerinde başlıyor öncelikle. Kişisel gelişimleri sırasında nesneleri ayırmaya başlayan zihinler özneleri de kategorize etmeye başlıyor illa ki.

 

George Simmel bu noktada ‘ve’ ayrımından ziyade ‘ya da’yı tercih ediyor. Kadın ve erkek, doğa ve insan, siyah ve beyaz yerine, kadın ya da erkek, siyah ya da beyaz, tanrı ya da doğa (deus sive natura)… ‘Ya da’ ayrımı böylelikle bir takım farklılıkları kabul ederken esasen bütünleştirici bir değer kazandırıyor kavramlara. Çünkü cümlelerimizi şöyle tamamlamamızı olanaklı kılıyor; kadın ya da erkek hepimiz insanız. Tanrı ya da doğa hepsi bir bütün… Siyah ya da beyaz ise en başından birbiri içinde birbirini taşıyor (Yin Yang).

 

Konuyu dağıtıyorum gibi görünüyor, biliyorum, ama konuyu bütünlüyorum. Mezarların üzerini boyayan zihniyet bir şey anlatmaya çalışıyor elbet. Anladığımız şey ise ne kadar vicdansız oldukları sadece. Ülkenin Cumhurbaşkanı Sarkozy ‘iğrenç ırkçı bir saldırı’ diye dillendiriyor olayı. Bu laftan saldıranların anlayacağı şey ise ‘evet, doğru’ olacak. Ve bu görüntüler böylelikle son bulamayacak.

 

Bir şeyler anlatmak istediğimizde en basitinden ikili ilişkilerimizde bile çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Dünyaca bir iletişimin ve yahut küreselleşmenin olumsuz tarafları en çok dilden kaynaklanıyor. Farklı bir dilde, farklı yöntemlerle konuşuyor olabiliriz. Ama demeye çalıştıklarımızın arkasında yatanı anlatmak için bunlar çoğu zaman yeterli olmuyor. Belki de bu nedenle resimler yapıyor, filmler çekiyoruz. Sanat dilimizin tıkandığı noktalarda devreye giriyor. Ben şahsen, mezarların üzerindeki siyah işaretlerle ne denmeye çalıştığını kavrayamıyorum. Bunu yapanlara ırkçı deyip geçmenin ne kadar yararlı olacağını ise hiç anlayamıyorum. Bir yerlerde farklı yöntemler bulmalıyız. Bir zamanlardan sonra tükenecek olan yaşamımızı bir arada geçirebilmeli öğrenmeliyiz. Ama nasıl? Bilemiyorum…

Yasemin Mori – Hayvanlar

Yayınlandı: 9 Aralık 2008 aylakmaymun tarafından DUYMADILAR içinde
Etiketler:, , ,

Öncelikle gerçek ismi Yasemin Savgı. Mori ise anneannesinin ona seslenirken kullandığı ve Balkan dillerinde “kız” anlamına gelen bir kelime. Zamanla çok benimsiyor ve albümde bu şekilde kullanmaya karar veriyor (Jim Morrison’la olan bağını da güçlendirdiğini düşünüyor).  1982 doğumlu olan Yasemin Mori’nin müziğe olan ilgisi çok küçük yaşlarda klasik müzik dinleyen babası ile rock ve caz dinleyen ablası sayesinde başlıyor. Daha sonra babasının almış olduğu küçük bir orgla dinlediklerini çalmaya ve beste yapmaya başlayan Mori, lisede müzik gruplarına katılıyor. Tercihini cover yapanlardan değil kendi şarkılarını söyleyenlerden yana kullanıyor. Bilkent Üniversitesi Grafik Tasarım bölümünden mezun ama bitirme projesini de yine müzik üzerine yapıyor.

 Yasemin Mori’yi tam bir müzik aşığı olarak görebiliriz. Çocukluğundan beri hiç kopmamış müzikten. Emre Irmak ile tanışması onu Ankara’dan İstanbul’a kadar sürüklemiş. Emre Irmak’la tek seferlik  bir proje grubu oluşturup Roxy’de sahne almışlar ve o gece Mori bundan sonra da sahnede olmak istediğine karar vermiş. Myspace’e koymuş olduğu birkaç şarkı hızlı bir şekilde yayılmış ve arkasından klip gelmiş. Bazı aksaklıklardan ötürü de albüm  bir ay gecikmeli olarak piyasaya çıkmış. Benim de klibi keşfedişim ve albümü dört gözle bekleyişim bu döneme denk geliyor.

Albümün adı “Hayvanlar” ve 9 parçadan oluşuyor:  aslında bir konu var, kuzgun, yeniler, arjantin,  n’olur n’olur n’olur, aptal, konuşmak, mutsuz punk, bırak bu rock’n roll’u.  Toplamda 30 dakika alsa da uzun bir süre damakta tadı kalıyor diyebilirim. Albümde Cengiz Baysal, Volkan Öktem, Tarkan Gözübüyük, Murat Ejder, Gültekin Kacar, Korhan Futacı gibi çok iyi isimlerle çalışılmış. Emre Irmak ve Ozan Çolakoğlu yapımcılığında Irmak Plak etiketiyle  çıkan bu albümün prodüktörlüğünü  Emre Irmak ve  Yasemin Mori, proje danışmanlığını ise Ceyhan Çandır üstlenmiş. Albümün tasarımı da yine  Yasemin Mori’ye ait. Klibin yönetmeni Fatih Kızılgök’le tanışması ise kendisinin bir kısa filmini izlemesiyle gerçekleşiyor. Anlatım dilinden çok etkilendiğini söyleyen Mori klip çekimi söz konusu olduğunda kendisine ulaşmış ve şarkısını göndermiş. Klipte koreografi için ise modern dans öğretmenliği yapan Seda İşca  ile çalışmışlar.

Yasemin Mori bana güçlü bir kadının müziğini dinletiyor gibi. “Hayvanlar” uzun zamandır dinlediğim ve çok keyif aldığım bir albüm. Sizlerin de keyif alacağınızı düşünüyor, özellikle de “Arjantin”i mutlaka dinlemenizi tavsiye ediyorum.