7 Aralık 2008 için arşiv

Cinnet – Vladimir Nabokov

Yayınlandı: 7 Aralık 2008 3aymun tarafından OKUMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

nabokov_vladimir

Vladimir Vladimiroviç Nabokov: Rus asıllı ABD’li bir yazar olan Nabokov, rusça olarak yazdığı ilk romanının ardından ingilizce eserleriyle uluslararası bir başarıya ulaştı. 1899 senesinde St. Petersburg’da doğan yazar, Bolşevik Devrimi’nden sonra önce Londra’ya oradan Berlin’e gitti. Cambridge Üniversitesi, Trinity College’de öğrenimini tamamladı. 1923-40 yılları arasında ana dilinyle yayımladığı eserlerinden sonra, 1940 yılında ailesiyle göç ettiği ABD’de, Wellesley College’de dersler vermeye başladı. Stanley Kubrick tarafından filme uyarlanan Lolita eseriyle dünyaca ününe kavuştuktan sonra, 1959’da Cornell Üniversitesi Rus Edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre’ye yerleşti. İngilizce romanları arasında: Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı, Bend Sinister, Pnin, Solgun Ateş, Ada ya da Arzu, Saydam Şeyler, Göz sayılabilir. Ayrıca kendisi bir kelebek toplayıcısıdır. 

 

Nabokov hakkında ne denilebilir inanın bilemiyorum. Ancak romanlarından aldığım hazzın bir çok kültürden nasibini almış bir yazarın eserini okumaktan ileri geldiğini düşünüyorum. Bir çok edebiyat eserinin içinde başka eselerden esinlenmeler göze çarparken, Nabokov kendine özgü bir dil yaratmayı başarmış bir yazar. Cinnet romanı delilik hakkına sarsıcı bir roman olarak karşımızda duruyor. Bu kitabı kitabın kendisinden daha iyi tanımlayabilecek kelimeleri seçmekte zorlandığım için ilk sayfadan cümleler sunuyorum size:

  

cinnet

Yazma gücümden ve fikirleri en yüksek zarafet ve canlılıkla ifade etmedeki harikulade yeteneğimden kesinkes emin olmasam… Hikayeme, aşağı yukarı böyle başlamayı kararlaştırmıştım. Dahası, okuyucunun dikkatini şu gerçeğe çekmeliydim; eğer bu güçten, bu yetenekten vesaireden yoksun olsa idim, sadece kısa bir süre önce olup biten kimi olayları anlatmamış olmazdım, anlatacak bir şey de olmamış olurdu, çünkü mülayim okuyucu, zaten hiçbir şey olmamış olurdu. Aptalca belki, ama en azından anlaşılır………

 

………… Giriş yapmayı bilmiyormuşum gibi gelebilir size. Gülünç bir sahnedir, sarkık yanaklarını löpürdete löpürdete, hantalca koşan yaşını başını almış bir bey, son otobüsün peşinden kahramanca bir hamle yapar, sonunda ona yetişir ve geçer, ama hareket halindeki araca atlamaya korkmaktadır, bön bir sırıtmayla yavaşlar, tırıs tırıs yürümeye devam eder. O sıçramayı yapmaya cesaretim yok ondan mı? Otobüs, motorbüs, hikayemin kudretli montibüsü böğürüyor, ivme kazanıyor, bir daha geri dönmemek üzere şimdi köşeyi dönecek. Oldukça iri, köşeli benzetmeler bunlar. Hala koşmaktayım.

Syberia

Yayınlandı: 7 Aralık 2008 3aymun tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , , , ,

syberia

Yazar: Benoit Sokal

Geliştiren: Microids

Oyun Özeti: Oyunun kahramanı Kate Walker, bir avukatlık şirketinde çalışan genç bir avukattır. İş nedeniyle Valadilene kasabasına yollanan Kate, Voralberg Fabrikası’nın sahibi Anna Voralberg’den fabrikanın satışı için imza alma görevindir. Ancak bu imza prosedürü, Anna Voralberg’ün öldüğü ve yerine bir vais bıraktığını öğrenince oldukça karmaşık bir hal alacaktır. Varisi bulma göreviyle Syberia’ya olan müthiş yolculuk böylelikle başlayacaktır.

 

Yıl: 2002

Benoit Sokal tarafından yazılan ve sanat yönetmenliği yapılan, Fransız Microids tarafından ise geliştirilen advanture oyunu Syberia, oyun özetinde anlatıldığı gibi Valadilene kasabasında başlıyor. Kahramanımız Kate Walker’ın kasabadakilerle konuşmaları ve bir takım bulmacaları çözmesi sonucu bu küçük kasaba oyunu, kocaman bir dünyaya açılıveriyor. Voralberg fabrikasının varisi Hans Voralberg’ü bulmak için pek çok istasyonda duran bir tren favori aracımız. Yalnız bu bildiğimiz trenlere benzemiyor çünkü Hans’ın Syberia adlı bir yerde olduğu duyumlarının ardından Kate, Syberia’nın yalnızca bir söylenti olduğunu öğrenince, bu gizemli yere gidebilmek için kullanabileceği tek yolun, farklı bir sistemle çalışan raylı bir tren hattı olduğunun farkına varıyor.

Oyunun grafiklerinin harikalığının yanı sıra seçilen mekanların enteresanlığı da sizi oyuna bağlıyor. Bir kasabadan yola çıkıp, terkedilmiş bir fabrikaya oradan da devasa büyüklükte bir üniversiteye ulaşıyorsunuz. Her mekanın farklılığı ise oyunun konusunu ve iyi yazılmış bir senaryoyu içinde barındırmayı başarıyor. Zaten oynarken çoğu bulmacanın yeterince zor olmadığını farkedebilirsiniz. Syberia daha çok sizin yönlendirdiğiniz bir animasyon filmi olarak ifade edilebilir. Yalnız bu noktada bir eleştiri de getirilebilir. Oyundaki konuşmalar bazen sıkıcı olabiliyor. Ama oyunun bütününü kavramak için oldukça önemli detaylar bu konuşmalarda gizli…

Ben de bir advanture oyunları meraklısı olarak Syberia ile ilk buluşmamda oldukça heyecanlandım. Oyunun hemen her bilgisayarda oynanabilme özelliği bir yana, bir film tadındaki görüntüleri ve kolay anlaşılabilir tarzı oyunu daha da güzel kılıyor. Çoğu advanture oyununun aksine Syberia, kahramanın kişisel dönüşümü üzerine de yoğunlaşıyor. Ne de olsa her yolculuk biraz da kendi içimize doğrudur… Syberia’ya başlayıp iki gün başından kalkmayan birisi olarak en sevindirici unsurun oyunun bitmemiş olması olduğunu söyleyebilirim. Çünkü Benoit Sokal’ın büyük ihtimalle daha önceden senaryoyla bağlantılı şekilde hazırladığı Syberia 2’de 2004 yılında advanture severlerle buluşmuş. Her iki oyunu da bu sene araka arkaya oynamanın verdiği sevinçle güzel bir filmi tamamlamış gibi hissediyorum. Syberia 2 kesinlikle ilk oyundan kopuk değil, bir takım yönlerden daha incelikli ve geliştirilmiş. Ancak konu bakımından merakta bırakılanların cevabı ikincisinde yer alıyor. Bizden söylemesi; bayramda maailecek güzel bir aktivitede bulunmak istiyorsanız Syberia en güzel eğlenceniz olacak…

Futbolun Sol Yumruğu

Yayınlandı: 7 Aralık 2008 aylakmaymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

 

“Futbol sadece basit bir oyun değildir, futbol devrimin silahıdır.” diyen Che Guevara’nın görüşünü destekleyen bir takımdan bahsetmek istiyorum size. İtalyan liginde mücadelesini sürdüren AS Livorno, endüstriyel futbola karşı muhalif bir duruş sergilemektedir. Takımla ilgili ayrıntılı bilgileri vermeden önce Livorno şehrinden bahsedersek bu muhalif duruşun nerden geldiğini daha iyi anlarız. 

livorno-piazza_mascagni1553 yılının Mayıs ayında emrindeki 60 kadar çektiri ve şebek tipi kadırga ile İtalyan sahillerini vurmaya çıkan Turgut Reis, Toskana sahillerinde neredeyse yağmalamadık kasaba bırakmamış. 16. yüzyılın en güçlü donanmalarından birine sahip olan Pisa’nın 30-40 kilometresindeki kasaba ve adaların Turgut Reis ve onun yetiştirdiği denizciler tarafından sık sık saldırıya uğraması, dünyanın en özgürlükçü kentlerinden birisinin doğmasına yol açmıştır diyebiliriz. Bu kentin adı Livorno.  Tarih boyunca özgürlükçü akımlardan etkilenen kent, asıl büyümesini Medici ailesinin Toskana Grandüklüğü’nü üstlendiği dönemde yaşamış. 1587’de I. Ferdinand’ın “Toskana Grandükü” sıfatıyla duyurduğu “Leggi Livornine” (Livorno anayasası) ile Pisa kentinin liman kasabası Livorno “açık şehir” ilan edilmiş. Kanuna göre  hangi ulustan olursa olsun, ister hakkında idam cezası çıkarılmış bir korsan ister bir hırsız olsun, hiçbir şekilde takibe uğramaksızın Livorno’ya yerleşebilecek, orada ticaret yapabilecek hatta dininin gereklerini yerine getirebilecektir. Kanunun tam metni şu şekildedir:

“Hepiniz, hangi ulustan olursanız olun, Doğulular, Batılılar, İspanyollar, Portekizliler, Yunanlar, Almanlar, İtalyanlar, Türkler, Berberiler, Ermeniler, Persler ve diğerleri […] size temin ederiz ki […] bu topraklarda tamamen özgür ve her türlü kovuşturmadan uzakta bir şekilde, bu topraklara gelmenize, kalmanıza, aileleriniz ile geçiş yapmanıza ve yaşamanıza, geriye dönme zorunluluğu olmaksızın oturmanıza, istediğiniz zaman dönerek Pisa kenti ve Livorno topraklarında yaşamanıza izin veriyoruz…”

livorno12Livorno, Katolik İtalyan Yarımadası’nın aksine, özgürlüklerin yeşerdiği, her türlü sanatçı ve aykırı tipin sığındığı bir liman kenti olmuştur. Livorno, 1921’de İtalyan Komünist Partisi’nin (PCI) doğuşuna da tanıklık etmiş bir kenttir. Böyle bir tarihçeye sahip bir kentin futbol takımının da bu duruştan çok uzak olmayacağı tahmin edilebilir. A.S. Livorno Calcio 1915 yılında kurulmuş. Sosyalizmin ve anti-faşiszmin savunucusu olan takımın taraftarları, her maçta açtıkları bayraklarla bunu göstermeye çalışıyorlar. Oyuncuları desteklerken Enternasyonal’i ve Ciao Bella’yı söylemeyi, orak çekiçli bayraklar açmayı tercih ediyolar. Türkiye’de de bu mücadele forzalivorno adı altında taraftarlarca destekleniyor. Sporun endüstrileşmesine karşı gelişen bu hareket aynı zamanda sporda ve yaşamın her alanında ırkçılığa ve her türlü din, dil, ırk, cinsiyet ayrımına karşı bir duruş sergiliyor. Tribünlerde kavga ve ırkçılık görmeye o kadar alışmışız ki; orak çekiçli Livorno taraftarları beni şaşırttı doğrusu. Futbolda farklı seslerinin duyulması ve çeşitliliğin artması adına seslerinin daha gür çıkmasını diliyorum.

livorno2