5 Aralık 2008 için arşiv

Fil-Ozofi

Yayınlandı: 5 Aralık 2008 aylakmaymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Sonunda bizimle yazısını paylaşan birilerinin çıkması mutluluğuyla, biz de sizinle aylakleydi’nin gönderdiği bu güzel hikayeyi paylaşıyoruz. Bu yazıyı bize gönderen aylakleydi’ye tekrar teşekkürler, başka yazılarını sabırsızlıkla bekliyoruz…

 

afrika-safaris-safari-4g2Her zaman yapmak istediğin Afrika safari turuna katıldın artık. Biletlerin cebinde ve yüzünde kocaman bir gülümseme. Bu yolculuk için bir kaç arkadaşını da ikna etmiş olman senin için büyük şans. Uzun bir uçak yolculuğundan sonra nihayet iniyorsunuz Afrika topraklarına. Bir tur otobüsü sizi alıp safari yapacağınız ormanlık bölgeye doğru yola çıkıyor. Heyecanlı gözlerle izliyorsun doğayı.  Renkli renkli papağanlar uçuşuyor. Toprağın rengi sizi şaşırtacak kadar güzel. Ve nihayet kamp alanına geliyorsunuz. Bir takım aletler çalan, dans eden, şarkı söyleyen yerliler karşılıyor sizi. Hemen boynunuza çiçeklerden kolyeler asıyorlar ve elinize renki renkli içkiler tutuşturuyorlar. Her rengin ayrı bir tadı var ve hepsinden içmek istiyorsunuz. Rehber hangi renkli içkiyi en çok sevdiyseniz odanıza bir kutu gönderileceğini söylüyor. Odalarınıza yerleştikten sonra akşam yemeği yeniyor. Hiç bilmediğin bu tatlara adeta aşık oluyorsun. Yemek sonrası renkli içkilerinizden yudumlarken rehber tur planını anlatmaya başlıyor ve formlar dağıtıyor. Yürüyerek mi yoksa jiplerle mi safari yapmak istersiniz diye soruyor. O kadar saat uçmuş, dünya para dökmüş ve Afrika’ya gelmiş biri olarak sen yürüyerek yapmanın daha doğru olduğunu söylüyorsun ve formu dolduruyorsun. Formları gören rehber yürümeyi tercih edenlerin sabah 4’te hazır olmaları gerektiğini ve bu yüzden fazla içmemelerini tavsiye ediyor. Ama sen kendini öyle kaptırmışsın ki içkilerin renkli dünyasına, rehberi duymuyorsun. Sabah 4’te uyanmak için cep telefonunun alarmını kuranlar çok sert bir dille uyarılıyorlar. Ormanda bu tarz seslerin bazı arkadaşları uyandırabileceği ve sizi ham yapacağı konusunda hatırlatmalarda bulunuyorlar. Odalarda ahşap tukan kuşundan  saatler olduğu ve bunları kullanmanız gerektiği söyleniyor.

 

18102007050731_kenyasafari

 

Sabah garip bir sesle uyanıyorsun ve tukan kuşunun ne melem bir ses çıkardığı üzerinde birkaç saniye düşünüyorsun. Akşamki alkolden sonra sabahın ayazında o sıcak yataktan çıkmak zor geliyor. Tura jiple katılırım diyor vurup  kafayı yatıyorsun. Ama bu sükunet uzun sürmüyor ve kapın kırılırcasına çalınıyor. Panik halinde kapıyı açtığında karşında zulu kabilesinden ikiye iki ebatlarında bir abi görüyorsun. Sana bilmediğin bir dilde garip hareketler eşliğinde “saat 4 nerde kaldın be adam” içerikli bir sunum gerçekleştiriyor. Sen olabildiğince hızlı hazırlanıp gruba katılıyorsun. Tabii bu geç kalmanın bedelini sıranın en arkasında kalarak ödüyorsun. İp gibi dizilmiş olan bu yürüyüş grubunun belli kuralları var. Rehber bunlara çok dikkat edilmesi gerektiğini üstüne basa basa söylüyor. Kurallardan birincisi yürüyüş esnasında kimse konuşmayacak ve bağırmayacak. Eğer kişinin bir ihtiyacı olursa öndekinin omzuna vurmak suretiyle bunu bildirecek. En önde yer alan rehbere mesaj iletildiğinde rehber grubu bir el hareketiyle durduracak. İkincisi rehber görülmesi gereken yerlerde grubu yine el hareketiyle durduracak, bakılmasını istediği yeri işaret edecek ve yine sonrasında başka bir el hareketiyle grubu yola koyacak. Üçüncüsü kimse çok hızlı hareket etmeyecek ve koşmayacak. Herkes kuralları anladığına göre yola çıkmanın tam zamanı. Biraz yürüdükten sonra rehber grubu durdurup doğan güneşi  gösteriyor. Sen de o kadar para döktükten sonra Afrika’da doğan güneşe bir mucize gibi bakıyorsun. Biraz daha mesafe katettikten sonra ayakkabı bağcığının çözüldüğünü farkediyorsun. Öndekinin sırtına mı dokunsam yoksa iki dakkada bağlasam mı diye düşünürken grubu bunun için durdurmaya değmeyeceğine karar veriyor ve bağlamaya koyuluyorsun. Bir ayakkabı bağcığını bağlamak ne kadar sürebilir ki dedikten sonra kafanı kaldırdığın anda görmüş olduğun manzara seni dehşete düşürüyor. Çünkü grup çoktan sırra kadem basmış. İşte o muhteşem toprakların üzerindesin, tek başınasın, koşmaman ve bağırmaman gerek. yoksa bu topraklar üzerinde yaşayan bir takım arkadaşlar seni ham yapabilir.

 

kenya-safari_kenya-safari_top_832_1Tam bu sırada sana doğru gelen bir şeyi farkediyorsun. Farketmemen mümkün değil çünkü kendisi bir fil. Kulaklarıyla bir takım hareketler yaparak sana doğru yürüyor. Tam bu anda yaklaşık 250 gram veriyorsun ve bir ses duyuyorsun.  Çalıların arasında biri fısıltıyla “kıpırdama”, “gözlerine bakma” diyor. Sen de koskoca hayvanı görmezlikten gelip, dikkat çekmemeye çalışıyorsun. Garip bir şekilde fil yavaş yavaş arkasını dönüp gözden kayboluyor ve çalıların arasından da sana doğru kızgın bir Zulu abi geliyor. Gruptan geride yürüyen bu abi senin gibi kekleri korumak için görevlendirilmiş. Geldiğinde  sana hayatının dersini verecek bir söz söylüyor.

 

Öncesinde okuyuculara bir sorum olacak. Bu fil kimin? Sizce bu fili oraya kim koydu?  İşte bu sorunun cevabı hikayenin tam da kendisi. Afrika’ya gitmeye karar veren, yürüyerek safari yapmayı tercih eden sen, sabah 4te kalkılması gerektiğini bildiğin halde gece çok içen ve uyanamayan sen, bağcıklı ayakkabı giyen sen, kuralları bildiği halde öndekinin omzuna dokunmak yerine o anda bağcığını bağlamaya çalışan yine sen. Evet bu fil senin dostum. Zulu abimizin söylemiş olduğu söz de yine tam bu noktaya parmak basıyor. “Tebrikler bir filin oldu.”

Hayatımızda yüzleşmekten korktuğumuz fillere gelsin bu yazı. Geriye dönüp bakmanın ve tekrar gözden geçirmenin zor olmadığını kendimize öğrettiğimizde salıcaz bu fili Afrika topraklarına.

AYLAKLEYDİ

NOT: Bu yazıyı yazmasından ve daha bir çok yazıyla karşımıza çıkacağı güvenini bize vermesinden sonra değerli arkadaşımız AYLAKLEYDİ’yi terfi ettirip AYLAKMAYMUN yapmış bulunmaktayız, aramıza hoşgeldin…

95_mana_pools__canoeing_safari_12_md

Dünyayı Yaşar Kemal’den Dinlemek

Yayınlandı: 5 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, ,

 

“Bütünleme denetlenicidir, ama kuşkusuz, irade yoluyla sağlanması söz konusu değildir. Eğer yapılabilmişse, bu yaratıcı bir buluş olur. Ne zaman bu türden çağdaş bir romancı örneği vermem istense, aklıma gelen ilk ad Yaşar Kemal olmuştur.”

         Raymond Williams

 yasarkemal221

Cumhurbaşkanlığı Ödül Töreni’nde Kültür Sanat Büyük Ödülü alan Yaşar Kemal’in o herşeyi aydınlatan, şu yaşadığımız çağda tüm sorunlarımızın çıkış noktalarına değinen konuşmasını dinleyenleriniz olmuştur. Raymond Williams’n yukarıda ifade ettiği şekilde, birey ve toplumu, sanat ve politikayı bütünleyebilen bir irade olarak Yaşar Kemal, konuşmasını da tam bu iradeye uygun olarak hazırlamış.

 

Diyor ki ‘ Dünya tükeniyor, insanlar bile bile yok oluyor…… Tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuş demektir….. Anadolu binlerce kültürün kaynağıdır, yaşayan her halk kendi ana dilini kullanmalıdır…. Bu yaşadığımız çağda iki büyük savaş oldu ve hepsinin adı dünya savaşı……. Bu politika değil, dünya yok oluyor, bu namusla,vicdanla ilgilidir…’

 

Ben ise şu sözlerinden devam etmek istiyorum. Avrupa’da artık mistik düşüncenin yerini aklın aldığından bahsetti Yaşar Kemal. Ve ekledi; Düşün yerini akıl alamaz! Mantığın ya da gözle görünen, elle tutulanın ardında yatanların ifadesidir sanat. Hep düşünmüşümdür, tüm renkleri her insanın başka bir şekilde görebilme ihtimalini… Dört bir yana savuşturduğumuz kavramların herbiri bütün insanlara aynı duyumsamayı yaşatabilir mi? Akıl bildiğinde bir elmanın yere düşme kuvvetini, aynı elmanın bir masalda konuşabilmesine tepkisiz kalabilir. Toplum denilen kavram, her içselleştirmede farklı yorumlanabilir. Safi akıl süzgecinden geçmiş terimsel çıkarımlar yerine bir roman pekala içinde yaşadığımızı çok daha net karşımıza çıkarabilir. İşte o roman, iradenin yaratıcı bir buluşu, toplumun, bireyin, insanın, doğanın, yaşamla ilgili herşeyin bütünleşmiş hali olur.

 

“En büyük yazarların eserleri bile bazen ölür, ama vicdan ölümlü değildir. Kıyamete bile kadar yaşayan sevgiler vardır” diyor Yaşar Kemal. İşte bu nedenle evrensele yöneliyor eserleri. Bu nedenle sadece yazarken değil konuşurken de aynı iradeyi görmek mümkün.

 

Dünyayı Yaşar Kemal’den dinledim dün. Hiçbir aidiyetimle değil, sade yaşıyor ve dünyada olan bitene üzülüyor olarak. Bir vicdan olarak baktığımda gördüm ki; yazarlarımız isyan ediyor, onları unutmak bir yana dünyayı unutmuşuz. Şu dünya için yazılmış onca harika esere ödüller vermeye devam etmeliyiz, acilen hepsini teker teker yeniden okumalı ve bilmeliyiz. Çünkü artık öyle yaratıcı iradelerin yeniden doğacağı bir dünyaya sahip olmayabiliriz…

                                                                                                                   

Yusuf

Yayınlandı: 5 Aralık 2008 may3un tarafından ŞAŞIRMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Daha önce Tea For The Tillerman yazısında söz verdiğim gibi, bu yazımı araştırdığımda bana çok ilginç gelen Cat Stevens’ın Yusuf İslam olma hikayesine ayırdım. Zamanında Yusuf İslam ve onun müslümanlığı algılama biçimiyle ilgili biraz yanıldığımı anladım, tabii hala bana göre müslümanlık şekilsel değildir; insanın isim değiştirmesi, sakal uzatmasının gerekli olmadığını, dinin insanla kendi arasında olduğunu, bu araya kimsenin giremeyeceğini, günahlarımızın bizi ilgilendirdiğini ve sorumluluğu da zaten bizim alacağımızı konusunda kararlarım değişmedi. Bu arada farkettim de, Yusuf İslam’dan çıkıp kendi düşünme tarzıma da girdim, ama konunun bunla ilgisi yok, araştırmadan sonra Yusuf İslam’a kendi seçimleri, yaptıkları ve yaşam tarzıyla saygı duyuyorum, şimdi bu girişten sonra konuya geri dönelim.

catstevens_narrowweb__300x4150Yusuf İslam’ın ilk müslümanlıkla tanışması, şehir efsanesi olma potansiyeli olan bir hikaye ile başlıyor. O zamanki adıyla Cat Stevens, bir süre uzaklaşmak, düşünmek ve müzik yapmak için; Fas’ın Marakeş şehrine geliyor. Sokakta dolaşırken daha önce dinlediği hiç bir şeye benzemeyen bir müzik duyuyor ve bunun ne olduğunu soruyor. Ordakiler bunun ezan olduğunu ve tanrı için yapılan bir müzik olduğunu söylüyorlar. Bunun üzerine Cat Stevens; “Tanrı için müzik mi? Bunu daha önce hiç duymadım, para için müzik yapıldığını duydum, ün için veya kişisel güç için ama tanrı için müzik yapmak…” diye düşünüyor.

Bu hikayeyi okuyunca ben, ezanın aslında müslümanları Allah için yapacakları namaz ibadetinin başladığını belirten bir çağrı olduğunu, aslında tam anlamıyla “Tanrı için müzik”ten ziyade, her ne kadar ibadet Allah için yapılsa da, “İbadete çağrı” niteliği taşıdığından, Cat Stevens’ın aklında yer eden bu önemli olayın biraz da orda bulunan kişilerin ezanı daha ilahi, şiirsel bir şekilde tanımlamalarından geldiğini düşünüyorum.

Daha sonra 1976 yılında Cat Stevens, Malibu açıklarında büyük bir boğulma tehlikesi geçiriyor ve şu şekilde bağırıyor: “Tanrım! Eğer beni kurtarırsan, senin için çalışacağım.” Anlattığına göre o sırada, bir dalga yükseliyor ve Cat Stevens’ı sahile kadar atıyor. Bu ölüme yakın deneyim de, Cat Stevens’ın ruhani yolculuğunu başlatıyor. Budizm, Zen, Astroloji, Tarot, I Ching derken sonunda kardeşinin doğum günü için Kudüs’e yaptığı yolculuktan getirdiği Kuran’ı okudukça huzur duymaya başlıyor ve İslamiyet’e geçiş süreci böyle başlıyor.

fortune forum summit 011207Özellikle Joseph (Hz. Yusuf) hikayesiyle kendi müzik piyasasındaki durumunu bağdaştırdığı için özel bir bağ kuruyor, sonunda da zaten bu ismi kendine seçiyor. Rolling Stones’a verdiği röportajda da, şarkılarıma bakarsanız uzun zamandır ruhani yönümü bulmak için haykırışlarımı duyabilirsiniz, sonunda ben ruhani evimi buldum diyen Cat Stevens, 23 Aralık 1977 (hicri takvime göre 1398’in Muharrem ayı) yılında Londra’daki Regents Park Camii’nde islamiyete geçiyor. 4 Temmuz 1978 (28 Recep 1398) yılında da Yusuf İslam adını alıyor. Daha sonra da, UNICEF’in “Uluslararası Çocuk Yılı” yararına 22 Kasım 1979 yılında son bir konser vererek, müziğe uzun bir ara verip kendini eğitim ve yardım etkinliklerine adıyor. Bu konuda bir çok spekülasyon olmasına rağmen, eğer müziği bırakmak sebebi dendiği gibi bazı islam ülkelerinde ses ve davul dışındaki enstrümanları çalmanın haram olarak nitelendirilmesi ise; işte en baştaki Yusuf İslam’a tam olarak hak vermememi anlamışsınızdır. Bu arada Eylül 1979’da, Fauzia Mubarak Ali ile dünya evine giriyor. Halen evli olan çiftin beş tane de çocuğu var.

Tabii Yusuf İslam, özellikle Salman Rüşdi hakkında islami yasal cezalandırmayı desteklediğini söyleyince, fetvaya destek verdiği haberlerinin çıkması üzerine, ki bunu bir çok defa reddetti, barış adamı görüntüsüne leke sürüldü. 11 Eylül saldırıları üzerine üzüntüsünü bildiren mesajı ve ölen aileler yararına “Peace Train” şarkısını tekrar söyleyip kendi box set albümünün gelirinin yarısından fazlasını bağışlamasına rağmen, 2004 yılında adının başka bir yasaklıya benzemesi yüzünden ABD’ye sokulmadı, ki 2006 yılında adının tekrar tekrar heceletilmesi bana da basit bir hata yaptıkları izlenimini vermişti diyerek olayı kapattı. 2000 senesinde İsrail’e girişi Hamas’a destek verdiği gerekçesiyle yasaklandı. Daha sonra açıklamalarında Hamas’ın o dönemde varlığın bile bilmediğini, terör örgütüne bağış yapmasının söz konusu bile olmadığını söyleyip bu uygulamayı eleştirdi. Bunların hangisi doğru diye inanıp inanmamak size kalmış, ben açıkçası çoğuna inanmıyorum, özellikle son okuduklarımdan sonra.

0922-04 90ların sonundan itibaren tekrar müziğe dönen, 2006 yılında da tekrar eski Cat Stevens tarzında “An Other Cup” isminde bir albüm çıkaran, ki ben de daha dinlemedim ama  en kısa zamanda dinleyeceğim, SMALL KINDNESS isimli yardım örgütünün kurucusu ve başkanı, 2003 yılı Dünya Ödülü (Çocuklara ve savaş malullarına yardımlarından ötürü), 2004 Barış İnsanı Ödülü (Hayatını barışa adadığı ve terörizme karşı çalışmalardan ötürü), 2007 Akdeniz Barış Ödülü (Dünya barışı için yaptığı çalışmalardan ötürü) sahibi; tüm albümlerinin toplam satışı 60 milyonun üzerinde olan, şarkıları defalarca bir çok ünlü şarkıcı tarafından yorumlanmış, hatta “First Cut is The Deepest” şarkısı dört ayrı şarkıcı tarafından farklı yıllarda hit single olan eski pop star Yusuf İslam hakkında benim buraya özetleyebildiklerim bu kadar. Daha detaylı bilgi edinmek isteyenler için aşağıda linkleri vermeden önce, sözü son albümü için yaptığı röportajdan bir alıntısıyla Yusuf İslam’a bırakıyorum:

“Biliyorsunuz, kap doldurmanız için orada… İçine ne doldurmak isterseniz. Cat Stevens’ı arayanlar büyük ihtimalle bu albümün içinde onu bulacaklar, Yusuf İslam’ı bulmak istiyorsanız biraz daha derinlere gidin, onu bulacaksınız.”

2

MERAK EDENLERE FAYDALI LİNKLER:

http://www.yusufislam.org.uk/

http://www.smallkindness.org/

http://en.wikipedia.org/wiki/Cat_stevens

http://transcripts.cnn.com/TRANSCRIPTS/0410/07/lkl.01.html

head_and_brainKüçüklükten beri öyle alıştırıyoruz ki beynimizi boşlukları doldurmaya, biraz da hayalgücümüz yüksekse, farkettirmeden bütün sorunlarımızın gizli kaynağı oluyor. Yaşlandıkça açık fikirli yanımız köreldikçe köreliyor, sınırlarımız daha belirgin, sivri köşeli, geçilmez bir hale bürünüyor. Galiba o yüzden yaşlı biri konuşurken ya da ondan bahsedilirken “bu yaşa kadar böyle gelmiş, böyle gider, değişmez”  demek kolay geliyor, kişinin kaçış yoluyla diğerlerinin onun yaptıklarını kabullenme şeklinin aynı olması ne kadar acı, alan memnun satan memnun tabii. Biraz da umursamazlık var ruhumuzda, görmezden gelmek görmemekten bile kolay.

İşte yaşlandıkça, ya da yaş ilerledikçe diyeyim genelde yaşıtım herkes bu kelimeden çok korkuyor, aklımızda beliren düşünme baloncukları bir değerlendirmeye bile tabi tutulmadan, bu sivri köşelere çarpıyor, daha zorlarsan da patlayıp tamamen yok oluyor. Sonra da düşünce özgürlüğünden bahsediyoruz, ama o düşüncelerimizi değerlendirmek için bile başka düşüncelere yer açmıyoruz. Aslında kendimizi diğer düşüncelere kapadıktan sonra düşünce özgürlüğünden bahsetmemiz inanılmaz ironik, açık fikirli olmak genelin sahip olduğu düşünce ve dogmalardan farklı düşünmek değil ki, kendi sahip olduğun düşüncelere aykırı da olsa diğer fikirleri değerlendirebilmek, tabii kestirip atmadan, düşünerek üstünde biraz ama objektif, ön yargısız.

Bunun yerine zaten önce belirlediğimiz kalıplar var diyoruz. İnsan olarak hazır burada yapılmışı vara karşı bir meyilimiz var çünkü, daha önce değerlendirmişim ya da bir yerden, birinden duymuş, görmüşüm; tabii her olayın aslında birbirinden ne kadar farklı ve bağımsız olduğunu unutmuşum, genellemelerin ağına takılmışım. Beynim hemen çalışmaya başlamış, bu bana uymuyor, hemen biraz adrenalin, kızgınlık için de sinirlere emir göndereyim demeye. Anlatılan olayda hemen boşluklar, hayali görüntülerle doldurulmuş, film kareleri yerleşmiş öyküye, bazen gerçekten de bir filmden olabiliyorlar ya, o da komik. Ruhumuzun bağışıklık sistemi çökmeyedursun, hemen hayali virüsler saldırıya geçer, o yüzden her konuya oturup bilmeden kafada kurmalarımız, adı üstünde kurma zaten, bir kere kurdun mu gidiyor, ben daha rahatlatıcı, mutluluk verici bir sonuca gittiklerini görmedim. Söyleyenleri duydum arada o da oluyormuş, ama genelde en acı verecek, en çürütecek yer neresi orayı bulmakta üstlerine yok, her virüsün doğasında var bu zaten.

Ah biraz düşünebilsek, biraz yuvarlatabilsek o köşelerimizi, o zaman beynimiz bunları yapmayacak zaten, o zaman gerçekten işe yarayacak bu boşlukları doldurma özelliğimiz. Mesela şimdi bir bakıyorum da; kızgın olmadığımda çok zeki bir adamım…

 

poster_across-the-universe1

YÖNETMEN: Julie Taymor

SENARYO: Dick Clement, Ian La Frenais, Julie Taymor

 

OYUNCULAR: Jim Sturgess, Evan Rachel Wood, Joe Anderson, Dana Fuchs, Martin Luther, T. V. Carpio, Joe Cocker, Salma Hayek, Bono, Eddie Izzard

SİNOPSİS: Arka planda The Beatles şarkıları ve 60’ların önemli olaylarıyla süslenmiş, üst sınıftan Amerikalı bir kızla fakir Liverpool’lu gencin aşk hikayesi.

Y. YILI: 2007 SÜRE: 133 dk

 

may3un: “Across The Universe” için yazıya nasıl başlanabilir ki, tabii ki müzikten. Film zaten karakterlerin The Beatles şarkılarıyla konuştuğu bir müzikal. The Beatles şarkıları filme o kadar güzel yerleştirilmiş ki, sanki The Beatles zamanında bu şarkıları film için yazmış diye düşünmekten kendinizi alamayacaksınız. Özellikle bazı şarkıların bu film için yapılmış yorumları ve eşlik eden görüntüler inanılmaz olmuş. “I wanna hold your hand”, “let it be”, “something”, “strawberry fields forever”, “hey jude” bunlardan sadece bir kaçı. Yine de filme sadece bunlardan ibaret demek haksızlık olur, filmin arkasında öyle güçlü bir senaryo var ki, filmden bu şarkıları çıkarsanız da geriye güzel bir film kalırmış, ama tabii bu kadar sihirli olur muydu, pek sanmıyorum.

acrossuniverse-loresOyunculuğa gelince; film konuk yıldızlar haricinde daha genç ve deneyimsiz bir oyuncu kadrosuna sahip ve bence bu sayede birkaç kişinin filmi olmaktan çıkıp herkesin görevinin gerektirdiğini yapmasıyla -ki dans etmek, koreografiye uymak ve şarkı söylemeyi sayarsak bu da az bir şey değil-  bir bütün, takım oyunu halini alıyor. Bu yüzden filmin içindeki faktörleri tek tek değerlendirmek çok zor, sanki bir parça eksilse bozulacakmış gibi…

 

3aymun: “Across The Universe” filminin en hoşuma giden tarafı; beni de içine alması oldu. Çünkü hayatımda hiç sayamayacağım kadar çok anım The Beatles şarkılarıyla süslü. Mutlaka siz de, en azından bir Beatles şarkısını, hayatınızın arka fonuna yerleştirmişsinizdir. She acrtoss_preview1loves me yeah! Belki de biriniz en yakınınıza Hey Jude’la seslendiniz, don’t make it bad.. Kiminiz yalnızca dans ettiniz. İçinizde gitara heveslenenleriniz akorlarına bastınız muhakkak bir Beatles şarkısının. En olmadı kedilerinize isim verdiniz, benim gibi ‘Michelle’…

 

İşte o nedenle, film daha başlarken bile ben bu dünyadan gitmiştim. The Beatles’ın şarkılarında yarattığı dünyanın içinde, tıpkı o şarkıların renklerinde ve o şarkıların hikayelerinde unutamayacağım iki saat geçirdim. Sinemanın işte bu zamanlarda zamanla olan ilişkisini anlayabiliyor değilim. Reel kadar uzun olsaydı belki de kurgusalın güzelliğini yaşayamayacaktık hiç. Yine de, tersine işleyen bir halka filminde, Samara olayım istedim:) Filmin içine girip de orada yaşasam olurdu, zaten The Beatles gerçek dünyamı film gibi kılıyordu…

across20the20universe2011