3 Aralık 2008 için arşiv

Sormadı Demeyin!

Yayınlandı: 3 Aralık 2008 3aymun tarafından SORMADILAR içinde
Etiketler:, ,

 

Şaşkın Şaşı Böcek, Yusufçuk ve Çocuk

Yayınlandı: 3 Aralık 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , ,
dragonfly-paul-mccann

Dragonflies Dance - Paul McCann

Bu bir tarla böceğinin hikayesi; karanlıktan korkan bir gece böceği. yaşamında hep bu paradoks gizli şaşı gözlümün. şaşkınlığı da şaşılığından gelir zaten. arkadaş ortamında hiç kıyamazlar ona, evet hafif şehlalık var ama sana yakışıyo derler.

 

Özellikle yusufçuk bir başka düşünür onun hakkında. yeşilliğinden gelen sezgisel bir güçle korumasına alır onu. korumacılık değil de aslında hislerinin sevmek olduğunu da sezebilse boy boy cocukları olurdu kimbilir, eninde sonunda o da bir böcek işte.

 

Neyse, bizim tarla böceği gece oldu mu uyanır. korku içinde güne başlar ışıksızlığın arasında. her uyanışında küçük bir panik atak yaşar. kalbi pır pır pır, ki o boyutta bi kalp için oldukça riskli bir durum sosyal hastalıkların baş göstermesi, ama gel gör ki elinde değil bizimkinin. hep eksik sanki bir şeyler, arkası hep boşlukta.. tam o sırada yusufçuk yusufçukzadeler konağından kapıyı aralar. geceye rengini veren kara, yeşile çalarken ekinler aydınlanmaya başlar. buğday renginin sarılığından bihaber tarla böceği hızla karnını doyurmaya çalışır. biliyordur ki acele etmezse ışık kaçacak. yusufçugun her gece onun için on dakkalığına uykusundan olması koca bir doğa dengesini altüst etse de, kimi ülkelerde tsunamiler, kimilerinde depremler başgösterse de o ikisinin arasında ki dengeye karışacak kadar ilahi bi güç gelmemiştir daha vücuda.

 

Şaşkın şaşı böcek, her gece karnını doyurma savaşıyla, yaşama uğraşıyla yusufçuğa teşekkür etmeyi unutur. Her gece bir seçim yapması gerekmektedir; ekinlerin mide sancılatan kokusuyla aralık kapı ardında ışık saçan ömrüne ömür katılası yusufçuk arasında. bir hışım koşsa, narin ellerinden tutup saçlarını okşasa, şaşılığından yusufçuk babanın odasına girmekten korkar. o gün yemek yemese ,sakin sakin yürüse şaşmadan yollar, bu sefer de öleceğini bilir. ona göre genetik bilim hiçbir aşama kaydedememiştir zaten, bu nasıl metabolizma! O on dakika zarfında yusufcuk şöyle düşünür; gelme sakın bana, ekinleri aydınlattım sana, bir kıpırtın yeter mutlu olmama, sakın gelme, sakın ölme seni şaşkın…

 

dragonfly

 

… ve kamera gökyüzüne doğru bir açıyla uzaklaşırken bizimkilerden, bir çocuk yaramaz bıçkın, elinde bir kavanoz, dalar çalıların arasına.. kozalakların biriktiği bir yerden bir böcek yakalar çığlık çığlığa. Koşa düşe, bata çıka evine varır. artık karanlıktan korkmayacaktır..

 

Duvarındaki yeşil gölge bir gün sönüp gidene kadar…

Be Kind Rewind

Yayınlandı: 3 Aralık 2008 3aymun tarafından GÖRMEDİLER içinde
Etiketler:, , , , ,

bekindrewindposter

YÖNETMEN: Michel Gondry

 

SENARYO: Michel Gondry

 

OYUNCULAR: Mos Def, Jack Black, Danny Glover, Mia Farrow, Melonie Diaz

 

SİNOPSİS: Film, bir adamın kaza eseri manyetikleşmesi sonucunda, eski bir video dükkanında çalışan arkadaşının elindeki bütün kasetleri silmesi ve daha sonrasında bu filmleri kendi ellerindeki imkanlarla yeniden çekmeye çalışmalarını anlatıyor.

 

YAPIM YILI: 2008

SÜRE: 102 dk

 

may3un: “Eternal Sunshine Of The Spotless Mind” ve “Science Of Sleep” filminin yönetmeninden, diğerleri kadar olmasa da yine yaratıcı ve eğlenceli bir film. Özellikle, hala google-sweded-large1açık mı bilmiyorum, internet sitesi bu kadar eğlenceli hazırlanmış başka bir film görmedim desem yalan olmaz. Filmi izleyince göreceğiniz “sweded” kelimesini bir film uydurması olmaktan çıkarıp popüler kültürün içine sokuyor, büyük ihtimalle uygulayanlar arttıkça yakında sözlüklere de girer diye düşünüyorum. Ancak filmi izledikten sonra böyle yaratıcı bir konudan daha çok şey çıkarılabilirdi diye düşünecek ve senaryonun bir çok havada yeri yüzünden tatmin olmayacaksınız, ama yine de keyifle geçirdiğiniz bir buçuk saat yüzünüzde bir süre gülümseme olarak kalacak.

 

Oyunculuğa gelecek olursak Jack Black, her zaman bildiğiniz Jack Black, bu filmde de beklediğinizin ne fazlası ne de azını veriyor. Mos Def, abartısız daha naif bir oyunculukla rolünün gerektirdiğini karşılarken; Danny Glover filmin adeta tuzu biberi oluyor, rolü diğerlerine göre daha arka planda kalsa da, göründüğü her sahnede oyunculuğuyla izleyenleri etkiliyor. Uzun zamandır sinemada görmediğim Mia Farrow ise, keşke daha çok yapımla karşımıza gelse diye düşündürüyor.

3aymun: Michel Gondry’den yine başımızı döndüren bir bekindrewindfilm. Aklımızın bir köşesinde kurguladığımız ilginç fikirlerimizi ne kadar yansıtabiliriz ve ne kadarı bu kadar gerçekçi bir izlenim verebilir. Be Kind Rewind’ı izledikten sonra, aklımda kalan esas nokta şu oldu; herhangi bir fikir tüm hayatımız boyunca ulaşmaya çalıştığımız noktaya bizi vardırabilir.

 

Filmde silinen kasetleri kendi çabalarıyla yeniden çeken, ironik biçimde aptal görünen kahramanların hayalgüçlerini zor bir durumdan kurtulmak için ne kadar zekice kullandıklarını görüyoruz ve ardında kendi küçümsediğimiz düşlerimiz kalıyor…

be-kind-rewind-3-10241

Mustafa Hakkında Hiçbir Şey

Yayınlandı: 3 Aralık 2008 may3un tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

mustafa_afisBen Can Dündar’ın çektiği ‘Mustafa’ belgeselini izlemedim. Öncelikle bunu üstüne basa basa belirteyim ki, yazdıklarım bir yanlış anlaşılmaya kurban gitmesin. Aslında zaten yazımın önyargılar hakkında olduğunu düşünürsek, yazıya başlamadan bunu belirtmem biraz ironik oluyor. Bu yazıyı ne günlerdir tartışılan ‘Mustafa’ filmi ve Can Dündar hakkında, ne de Atatürk’e bakış açılarımız hakkında yazıyorum. Onları filmi izlemeden veya daha iyi araştırmadan yazarsam zaten bu yazıda anlatmak istediğim her şeye ters düşmüş olurum.

Gördünüz mü bilmiyorum, ‘Mustafa’ filmi gösterime girmeden önce, Turkcell’in sponsor olmamasıyla ilgili bir sürü eleştiri maillerde, facebook gruplarında, internet sitelerinde dalgalanıyordu. Hatta bir çok kişi Turkcell’i bırakma kampanyalarına kadar götürüyordu işi. Turkcell’in, islami kesimden olan müşterilerini kaybetmek istemediği ve AKP hükümetine yaranmak için ‘Mustafa’ filmine sponsor olmayı kabul etmediği öne sürülüyordu. Bu iddialar hakkında yorum yapmayacağım, çünkü zaten filmin gösterime girmesiyle tam tersine bir rüzgar esmeye başladı. En son bir arkadaşımdan gelen bir iletide, Turkcell’den övgüyle bahsedildiğini, filmin Atatürk’ü gösteriş biçiminden (Dediğim gibi izlemedim, nasıl gösterdiği hakkında yorum yapmıyorum, konu bu değil) dolayı sponsorluğunu geri çektiğini ve bu davranışından ötürü ne kadar Atatürkçü yöneticileri olduğunu okuyunca şaşkınlığımı gizleyemedim, itiraf ediyorum biraz da güldüm önce. Tabii bu yazıyı yazanlar filmin gösteriminden önce, tam tersini söyleyenler mi bilemem, ama mutlaka bir çok kişinin görüşü filmi izledikten sonra değişmiştir, en azından ben gördüğüm insanlara bakarak bunu söyleyebileceğimi düşünüyorum.

Maalesef hala bilip bilmeden, beklemeden önyargılarımızın doğrultusunda konuşmaya devam ediyoruz. Kızıyorum ama bunu arada sırada ben de yapıyorum, değiştirmeye çalışıyorum tabii, hele böyle örnekleri görmek işimi de kolaylaştırmıyor değil.

Hangi görüş doğru (daha doğrusu kime göre doğru, “bana daha yakın” veya “bana göre doğru” demem lazım) veya kim daha haklı yorumlarına girmeyeceğim. Dikkatli okuduysanız, en başta da dediğim gibi bu yazı ‘Mustafa’ hakkında değil, sadece şunu söylemek istedim: ” Demek ki neymiş, daha en başta, önyargılarla hareket edip görmeden, bilmeden, araştırmadan olaylar ve insanlar hakkında atıp tutmayacağız, sonra söylediğimiz her şeyi yalayıp yutmak zorunda kalabiliriz, yazık…”

341697026_a03e040f97

Kurt Vonnegut Jr.: (1922) ABD’nin Indianapolis kentinde doğdu. 2. Dünya Savaşı’nda bir ara Almanlara esir düştü. Chicago Üniversitesi’nde antropoloji öğrenimi gördükten sonra bir süre gazetecilik ve reklam yazarlığı yaptı. Eserlerinin bir çoğu sinemaya uyarlandı. Diğer eserleri arasında; Ölümden Beter Yazgılar, Hokus Pokus, Kodes Kuşu, Kedi Beşiği, Maymunun Evine Hoş Geldiniz, Mavi Sakal, Galapagos, Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater, Mezbaha No.5 ve Şampiyonların Kahvaltısı sayılabilir.

metis0821

Bilim insanlığın gelişimine mi yoksa yok oluşuna mı hizmet ediyor? Farklı bir gerçeklikte bu soruyu gözler önüne seren Otomatik Piyano, söz gelimi bir tarihte meydana gelmiş İkinci Sanayi Devrimi ardından yükselen otomasyonla, insan gücü yerine artık her alanda makinelerin söz sahibi olduğu bir dünyayla bizi karşı karşıya bırakıyor. Roman, bilinen bilim kurgu romanlarının izinden giden, ama gerçeklikle yakından ilişkisi bağlamında diğerlerinden ayrılan bir kurguya sahip. Makineleşmenin dünya genelinde yarattığı en büyük değişiklik ise artık söz sahibi kişilerin makine mühendislerinden oluşuyor olması… Mühendislik dışındaki dallarda pek şansı olmayan sıradan insanlar, dönüşen değerler ve her sistemde olduğu gibi direniş gösterenler… Ve kitaptan çarpıcı bir cümle: ‘ Dünyanın en büyük iki haritasını yeniden keşfedeceğiz; insan aklını ve elini…’