2 Aralık 2008 için arşiv

Korsan Yayınların Doğası

Yayınlandı: 2 Aralık 2008 3aymun tarafından KONUŞMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Aşağıdaki yazı ‘popüler kültürel ürünler ve ekonomik boyutu’ başlıklı ve ‘korsan yayın çerçevesinde iredelenen popüler kültür’ konulu bitirme tezimin sonuç bölümünden alınmıştır.

AÇIKLAMA: Esasen korsan yayınları ele alan bir tez yazmak için bir duruş sergilemem gerekiyordu. Yaşadığım sosyo ekonomik kültürel çevrenin  oluşturduğu koşullar çerçevesinde ben de bir korsan yayın tüketicisiydim. Hem korsan yayın tüketicisi olup hem de korsan yayına bir karşı duruş sergilemek zor bir seçimdi. İşte tam bu noktada farkettim ki korsana karşı çıkışlarım esasen onun doğasına yönelikti; popüler kültür. Yalnızca eğlenceye indirgenmiş ve gündelik pratiklerimizi gerçekleştirmemizde yardımcı bir rol oynayan, bizi sisteme dahil etmeye yarayan bir kültür olarak popüler kültüre karşıydım. Korsan yayınların da esasen bu kültürü destekleyen bir başka mekanizma olduğunu fark ettiğimde esas çıkış noktamı yakalamış oldum. Best seller romanların korsanına ulaşabiliyorken, nadir eserlerin korsanlarını tezgahlarda hiç gördünüz mü? İşte bu düşüncelerle yola çıktığım ve hala yolda olduğum tezimin sonuç bölümü aşağıda yer almaktadır. Tezin tamamına ulaşmak isteyenler sitemize mail atabilirler.

 Özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan Fordizm’le başlayan süreçte, ürünlerin daha çok kitleye ulaşmasını gerekli kılan mekanizmaların oluşması ve bunun üzerine ürünler bazında standartizasyonun zorunlu hale gelmesi, yenilikçi ve orjinal ürünlerin üretilmesini engellemiştir. Endüstriyel anlamda başlayan bu hareket daha fazla üretim için tüketimi gerekli kılmıştır. Bunun için gerekli olan tüketim kitlesi ise yine aynı üretim koşulları çerçevesinde üretilebilmiştir. Yeni kimliklerin oluşması, endüstriyel emperyalizmi kolaylaştıra dursun, bu arada dünya ekonomi pazarı yeni bir alan keşfetmiştir; kültürel alan.

Kültürel alanın ekonomik alanla içiçe geçmiş yapısal özellikleri sayesinde, kültürel ürünlerin tıpkı endüstriyel ürünler gibi standartlaştırılması ve yalnızca tüketime yönelik olarak sunulması mümkün olabilmiştir. Tüketime yönelik bir yaşam tarzına ve ona göre biçimlendirilmiş yeni boş zamanlar etütlerine sahip bireyler, kültürel emperyalizmin en önemli ihtiyacı olan kitleyi bu sayede oluşturmuştur. ‘Eğlence’ temasının yarattığı sınıflar arası ‘yapay’ yakınlaşma, tam da bu noktada, bireylere istedikleri herşeye sahip olabilecekleri yanılsamasını kazandırmış ve bu sayede ‘korsan olana’ ilgi de doğal olarak ortaya çıkmıştır.

Korsan olana ilginin ortaya çıkışı, kendine sunulanı sorgulamadan kabul eden bir kitlenin varlığıyla doğru orantılıdır. Kültürel alan içerisinde bireyler, elbetteki kendisine sunulan ürünler arasından en ucuz olanına rağbet göstereceklerdir. Popüler kültürün ihtiyacı olan ve süreklilik arzetmesi gereken üretim, tüketim ve yeniden üretim döngüsü içerisinde, korsan yayınların tüketim talebini yaratıyor olması ve bu sayede hakim kültürel dengelerin korunması göz önünde bulundurulmalı. Bu nedenle korsan yayınlar hem varolan sistem için, hem de sektörel gelişim adına işlevsel bir konumda bulunmaktadırlar.

Korsan yayınla mücadele için başlıca gerekli koşullar, ülkelerin yasal düzenlemelerle denetim mekanizmalarını güçlendirmeleri gerektiği ve korsanla mücadele için bireyleri daha duyarlı olmaya davet etmeleri olarak ortaya çıkıyor. Ancak küreselleşen dünya çerçevesinde değişen ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullar bu uygulamaların yetersizliğini ön plana çıkarıyor. Bir ülkenin aldığı önlemler bağlantıda olduğu (ki bu bağlantı artık her evden kurulabilmektedir;www!) diğer ülkelerin yetersiz denetimleri yüzünden pek fayda sağlamamaktadır.

Sonuç itibarıyla, korsan yayına karşı çıkışlar, başka bir boyutta, gündelik pratiklerin sorgulanmaya başladığı noktada mana bulabilir. Sınıfsal farklılıkların ekonomik anlamda ortadan kalktığı ya da sınıfların birbirlerine eşit düzeylere yaklaştığı ve kültürel ürünlerin ticari bir meta haline getirilmediği bir toplumsal yapı içerisinde, korsan olana karşı yükselen sesler pekala daha olumlu sonuçlar doğurabilir. Hak sahipleri, eserlerinin yayınlanmasından tüketilmesine kadar olan süreçte daha çok söz sahibi olabilir ve popüler olanın ayrımı bu sayede daha çok ön plana çıkabilir. ‘Özgürce seçme’ nin varolduğu bir ortamda, kültürel alanını kendi bilinçli üretimleriyle inşa eden bireyler, böylece korsan yayınlara karşı daha farklı bir tavır sergileyebilir. Bu noktada korsan olanın tamamen yok olacağından bahsetmek güç olsa da, 21. yüzyıl toplumlarında korsana karşı olmanın bir çözüm getirmesi çok daha güç görünüyor.

Tüm bu açılardan bakıldığında, korsan yayınlara olan eleştirilerin, hakim popüler kültür çerçevesinde, yön değiştirmesi gerekiyor. Korsan olanın doğal bir oluşum olduğunu kabul ederek başlayan bir karşı çıkış, onu oluşturan nedenlerle ilgili ipuçlarını bünyesinde barındırarak, esas sorunu gözler önüne seriyor: Kültürel pratiklerimizi gerçekleştirmede, özgürce seçme hakkımızı ne derece kullanabiliyoruz? Ancak bu da başka bir tez konusu.

 

Balıkçı Kral Üzerine Çeşitlemeler

Yayınlandı: 2 Aralık 2008 may3un tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

 

percivalgraildoveHayali bir çeşme, ondan içenlere mutluluk veriyor, kalbinden akıyor senin ve diyorum ki “Senden önce sussuzluğum dinmemişti, biliyorsun”. Balıkçı kralım ben, yaralı kral, Anfortas, sen bana kalbinden verdin sevgini, karşılık beklemeden, tüm saf ve temiz duygularınla doldurduğun kalbindi kutsal kasem, yıllardır aradığım…

Ben sana “Nerden buldun bedenimi onaracak iksiri?” dedim “Senden önce hep hastaydım, yaralı, yorgun ve bütün inancımı yitirmiştim.” Sen de dedin ki “Kase hakkında hiç bir fikrim yok, ben sadece su istediğini biliyordum.”

Su toprağın köklerine indi yavaşça, öyle köklerdi ki kurumuş geçmişin kuraklığında, canlanmaz denirdi, tekrar yeşermez. Yeşil yoktu çölde sadece güneşte parıldayan sarı kumlar arasında çatlaklar kaplamış nasırlaşmış bir yürek. Mucizeydin sen, çölümde yağan yağmur…

Uzun süredir görmediğim kalmamıştı benim ya da öyle sanıyordum, aslında en güzellerini görmemişim dedim seni görünce. Cennette solan çiçekleri gördüm, kuruyan toprakları, en kurak çöllerinde geziniyordum cennetin. Bir daha açmaz denen bahçeler geçmişin görkemini barındıran içlerinde, eğer görebilirsen, gözlerin açık hayal edebilirsen görebilirdin bir zamanlar her yeri saran mis kokuları içinde uçsuz bucaksız uzanan rengarenk örtüyü toprağın üstünü gökkuşağından bir halı gibi kaplayan, hayal ederdim oturup zorlardım kendimi hatırlamak için sevdiğim renkleri, unuttuğum her rengin tonu için ağlardım, o tonda akardı gözyaşım ama ben göremezdim, çünkü gözyaşı damlasını elimle aldığım gibi tenimde solardı rengi, uzaktan duyduğum bir ağıtın notaları gibi, görünmez bir buhara dönüşürdü, bir parça tuz bırakarak ardında, çölde ondan bol ne var?

Ama yağdın üzerime, yıkadın toprağı doyurdun onu sevginle, nefesinle dağıldı saçlarım, yıllardır beklediğim alizem, o kadar özlemiştim ki seni daha önce görmemiş olmama, önceden tanımama rağmen, biliyordum bir yerlerde vardın, hissediyordum olmalıydın. Kalbinden akan çeşmede aktı damarlarıma, kuruyan damarlar genişledi, bedenimde tekrar bir hareket hissettim.

Sonra açtın önümde rengarenk, sonsuza dek kimse zarar vermesin diye bekçin olmak istedim, nasıl renklerdi onlar anlatamam, hayalimde zorlasam bile düşleyemezdim hepsini, sanki her rengin bir müziği var gibi, hepsini sarmalayan kendine has bir ruhu var gibi, canlı, hem de canlı olduğu iddiasını tamamen nefes almasına dayandıran yaşayan ölülerden daha canlı, daha özgür, daha renkli, daha gerçek ve hiç kimsenin olamayacağı kadar güzel, benim göklerden düşmüş meleğim…