Kasım, 2008 için arşiv

Şiirin Yazı Olası Gelmiş

Yayınlandı: 30 Kasım 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , , ,

ritim;
üstüne düşünelim.
her cümlenin sonundaki nokta,
ve başındaki nefes alışsa ritm.
ritmiyor şu an.
nefesler yok, noktalarsa uzamaya meyilli…
üç nokta dediğimiz;peşi sıra, iki gölgeli bir adam…
bu adam net konuşmuyor hiçbir zaman…
sonunu okuyana bırakan bir roman…
aksak ritimli bir slogan…
hep devrime hep devrilmemeye bir de…
bu adam.bu adam.bi bu kadar daha adam

Hep devrilmemeye çalışmaktan oluyor zaten ya! Herkimsekimler, kum saatlerinin içinden aşağı dibe akarken, lime lime, kum kum olmuş birikirken, tam da en hayal kırıklıklarında, terse dönerse yeniden başlayacağını bilemeden deviniyor. Devrilmemeye çalıştıkça ovallenen bir dünya, eskiden tepsi gibi dümdüzdü ve ucundan aşağı akıyordu nehirler. O vakitler, fareler kavalcıyı bile dinlemediler. Köy de aktı gitti suyun hızına kapılıp..

Şimdisi için topraklar birleşip ev ev oldular, balçığa bulandılar, buluta özenip göğe uzandılar. Bu uzamışlıklar arasında birileri, fareden bilinçli kediden hınzır, ağaçtan hareketli rüzgardan esintili, türediler ve kendilerine ademoğlu dediler. “Doğanın umrunda değildik oysa..” Ve bu 21 gramıyla kayda değer, geri kalanıyla baştanaşağı yalandan ibaret varlık, rüyasında gördü; dünya yumurta misali yuvarlak! Düşüşler uçtan aşağı değil, düşüşler içre doğru, her yıkım yeryuvarda yaşanır, her mezar burada kalır. O vakitten beridir mutlu olamadı bu aklına şüphe tenden cisim…

Tam varıyor gerçekliğe, almış hızını olacak bu sefer diyor, her düşündüğüne önce kendisi inanıyor, sonra bir tabur kuruyor içinde düşüncelerden, her fikir uğruna canını feda etmeye hazır bir er.. Savaştıkça tüm düşman cephe harflerle, olacak bu iş diyor. Olmuyor. Beyni eriyor sade, baruttan sebep.

İşte yine ayağa kalkmışken, tam o an zaferine tüttürürken bir duman, yine bir tufan yıkıp geçiyor. Zayiatoğulları deselermiş, garip…

(Her değişimin hiçbir şeyi değiştirmediği gerçekliği misali, her devrimin bir devrim ardı yıkımı var işte illaki. Ve tıpkı, notaların illa ki ‘es’ verme gerekliliği gibi, sonsuz arayışlara sonsuzluk masajı yapılıyor. Her ‘es’ arası, ritmin her yavaşlaması sırası, kaslar gevşek, yüzler güleç ve içlerde huzur kıvamında nazal inlemeler… Kimileri buna aşk dediler. Oysa aşk en hızlandığında, en karmaşıklığında müziğin ve içkulağın en hassas nazlanmalarında varoluyor. Vertigo, bir nevi baş dönmesi, arka fonda kimine göre gitarın hırçın debelenmesi kimine göre eski piyanonun aksak bir tuş darbesi…

Tuş darbesi, darbe.. Aşkın ne işi vardı kurşunlar arasında. Meylettiğimiz güzele ve hep iyiye.. Şimdi bi başka gram hesaplarından dolayı kırmızı değil artık onun da rengi. Bulanmış sularda siyah bile görür insan, gölgelerde hep bir karartıdır mevcudiyet. Zeki Müren titretiyor gırtlağı, ‘o bir gölgedir varlık sanırsın’…)

Ne yaptığına durup bakmaksızın, hiçbir zaman kendinden şüphe etmeyen insanlar silsilesi içinde zaman, napsın işte bize acıyaraktan, duruyor arada. Hiç çaktırmadan, her dönüşte belki de 5 bölü 100 salise, duruyor. Havada asılı kalıyor. İşte o an bakıyor ve gülüyor, kompleks bile yapmıyor akrebi kıskanan yelkovan.. Daha zavallısı var ne de olsa yaradılmışlar arasında…

Tutunamayanlar devri kapanalı uzun oldu. Ritmi tutturamayanlardanız. Kimileri aşk desin, kimileri din, bi diğerleri devrim desin. Kimse esasen devrilmediğini bilsin. Zamanın oyununa gelmemek gerek, itmek bünyeyi, silmek kibri, ritmek.. Her ezgide bir kanat çırpış saklı, her çırpışta bir adım yukarı. Kim öldürdüyse rüyaları, nehir boyunca, dünyanın sonundan aşağılara akası, akası aşağılara, orada kalası…

Kelebek Korkusu

Yayınlandı: 29 Kasım 2008 3aymun tarafından YAZMADILAR içinde
Etiketler:, , , ,

Amor animi arbitrio sumitur, non ponitur – sevmeyi seçeriz, sevmeyi bırakmayı değil…

Sevmeyi bırakmak bir seçim olabilirmiş gibi yaşıyoruz. kendi kendimizi bu kadar kolay ve bu kadar sık kandıran insanlar olmayı ne ara başardık. ne ara şu dünyanın dürüst ve güvenilir yapısı alt üst oldu. hep böyle miydi, yalan ilk çağlardan beri var mıydı?

Biliyorum ki herkes çocukken dürüsttü en çok kendine. yemek yemek istemeyince yemiyordu o cocuk. birini sevmeyince sevmiyordu. sevince ise bu duygudan korkmuyordu. sevmekten korkulur mu? tüm bu dunyayı yalandan bir top haline getiren ne kapitalist güçler ne savaşlar ne ideolojiler. yeni türkü söylemiş en güzelinden biz büyüdük ve kirlendi dünya. dünya hep aynı oysa. kirlenen tek şey belki nehirlerdir. çevreci bir bakış açısıyla en fazla gözle görülür nesnel bir anlamda kirlilikten muzdarip olunabilir. dünya hep aynı oysa. biz büyüdük ve yalanlar söyledik en çok kendimize.

Çocukken bir kelebek gördüğümüzde konuşurduk. dinlerdik kelebeği ve paylaşırdık onunla tüm sırlarımızı, kendi gerçeğimizi.biz büyüdük ve bir kelebek konuşmaya başlasa yanı başımızda, hayır konuşan kendi beynimiz diyeceğiz. sanrılar halüssinasyonlar gördüğümüzü sanıp psikologlara koşacağız. kendimizi en güzelinden haplarla imha edip, yalanımıza bahaneler uyduracağız.sevmeyi seçeriz evet,sevmeyi bırakmayı değil. yalanlarımızın en büyüğü.kendimizi kandırışlarımız en çok aşkla geliyor. ne kadar dipsizleştirirsek mevzuları o kadar rahatlıyoruz artık. ne kadar bahaneler uydurursak ve ne kadar yalanlar soylersek kendimize öyle nefes alabiliyoruz. oysa bir kelebek gerçekten konuşsa su an bizimle, önce korkucaz,kalbimiz hiç olmadığından çok çarpıcak,adrenalinimiz fırlayacak. saliselik zamanda hoşlanacağız bundan. bir kelebeğin bizi korkutma pahasına da olsa,bizimle konuşmak istemesinden. kelebeğin sevgisinden şüphe edilebilir mi işte o an. ya da sevmiyor muyuz onu.

İki cevaplı bir soruydu hep sevmek. ve bir kere evet diyorsak sonsuzda dalgalanıyor. kelebeğin kanat çırpışında depremler oluşuyor belki başka mekanlarımızda yıkımlar oluyor. ama bu gerçeğimizi değiştiremiyor…bunu bildikten sonra azalıyor yalanlar, yüzümüzde bir çocuk gülümsemesi, önümüzde uzun yıllar ve sevebileceğimizden çok kelebek var…