YÖNETMEN: Derviş Zaim
SENARYO: Derviş Zaim
OYUNCULAR: Mehmet Ali Nuroğlu, Serhat Kılıç, Settar Tanrıöğen, Mustafa Uzunyılmaz, Şener Kökkaya, Hikmet Karagöz, Begüm Birgören
SİNOPSİS: Tarihi eser kopyalama suçundan hapse girip çıkmış Ahmet ismindeki bir hat sanatı öğrencisinin, eski bir arkadaşının ricası üzerine tarihi değeri olan bir Kuran’ı yasadışı yollardan satmaya çalışırken başlarına gelenlerden ötürü yaşadığı vicdan muhasebesi.
YAPIM YILI: 2008 SÜRE: 78 dk
3aymun: Derviş Zaim’in “Filler ve Çimen” ve “Tabutta Rövaşata” filmlerinden sonra bu en beğendiğim yapıtı “Nokta”, gerek kurgusu gerekse senaryosu ve oyunculuklarıyla oldukça etkileyici bir film olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle son dönem Türk sinemasında benzer kurguları ve senaryolarından sıyrılıp bize bilmediğimiz bir dünyanın kapılarını açıyor: Hat Sanatı…

Bu sanatın gereği olan iç hesaplaşma, senaryonun bütününe suç işleyen birinin arınma ve çektiği azaptan kurtulma çabası olarak yansıyor. Hat sanatını icra eden kişinin öncelikle inancının sağlam olması gerekiyor ki, sanatına devam edebilsin. İşte bu inanç muhasebesi, baş karakter Ahmet’in hem sanatını, hem de yaşamını devam ettirebilmesi için önem arz ediyor. Bir başka açıdan bakıldığında ise film iyi-kötü, siyah-beyaz sorgulamalarına suç dünyası çerçevesinden yaklaşıyor. Filmin tek plan ile çekilmiş olması, filme ayrı bir incelik kazandırıyor. Böylece hat sanatındaki devamlılık ve bütünleştirici tavır sahnelerin akmasıyla ve Tuz Gölü’nün devasa beyazlığıyla uyumluluk gösteriyor.
Filmden ilk çıktığımda aklımda kalan cümlelerle bitirmek istiyorum:
“Beyaz kağıt üzerine siyah noktalarız aslında. Hepimiz nihayetinde son bir cümleye nokta olacağız.”
may3un: Son dönem Türk sineması yıllardır içinden çıkamadığı tekdüzelik ve klişe batağı arasında, ”Nokta” gibi bir filmle karşılaşmak büyük bir sürpriz oldu. Gişe başarısı için yapılan saçma sapan filmleri bir kenara koyacak olursak, maalesef Türk sineması uzunca bir süredir birbirine benzer konular, kadın-erkek ilişkileri versiyonları, artık kabak tadı veren bir türlü gitmeyen hikayeler, klişe karakterler ve yetersiz oyunculuklar (buna yanlış oyuncu seçimleri de dahil) denizinde boğulmuş durumda, buna ödül alan bir çok film de dahil, ki sonuçta bu da keçinin olmadığı yerde koyuna Abdurrahman Çelebi derler durumu. Tabii yine de arada çıkan gerçekten güzel filmler yok değil, işte “Nokta” da bunlardan biri, hem de bir çok eksiğine rağmen, son dönemde Türk sinemasında ihmal edilmiş bir tür olarak gördüğüm suç filmleri (yurtdışından örneklemek gerekirse Lock, Stock And Two Smoking Barrels, In Bruges tarzı filmler) boşluğunu kendi kültürümüzle harmanlayarak, biraz da kara komedi yerine dramayı ön plana çıkararak doldurmaya çalışıyor.
Derviş Zaim’in filmi çekerken kullandığı açılar ve görüntülere kimsenin bir laf edebileceğini sanmıyorum. Sadece tek plan çekilen bir film olduğundan, geçişlerin çok fazla gökyüzünden yapılması biraz bıktırıyor, halbuki filmin ilk sahnelerindeki gibi farklı yerlerden, daha güzel geçişler yapılabilirmiş (bu arada gökyüzü geçişlerinde görülen arapça harflere benzer bir E harfini benden başka gören var mı merak ediyorum, bilhassa koyduysa çok güzel bir nüans, eğer orada bulutlarda hep öyle bir harf beliriyorsa onu da “Şaşırmadılar”a yazabiliriz). Filmin hikayesi son derece sürükleyici, hatta filmin kısa süresinden ötürü zaman nasıl geçti anlamıyorsunuz, senaryosunda ise bazı eksikler olmasına rağmen – aslında eksikler demek de yanlış, daha ziyade bu tarz filmleri sevenlerin hoşuna giden bol ve uzun diyaloglar ve kara komedi öğesinin eksikliğine rağmen demek daha doğru olacak – aynen hat sanatı gibi akıp gidiyor, bu yüzden umarım sadece benim gittiğim sinemada değil her yerde ara verilmeden gösteriliyordur. Tabii dikkatli bir izleyiciyseniz, ufak tefek senaryo hatalarını da farkedeceksiniz ki, böyle bir filmde gözden kaçması hoş olmamış (merak edenler için Ahmet ve Selim’in ilk karşılaşmalarına, Ahmet’in kağıt üzerinde hat çizmesine dikkat edin), maalesef bu hatalar filmde bir özensizlik varmış izlenimi veriyor, ama tek plan çekilmiş bir filmde ve Türkiye’de gerçek sinemacıların parasal zorlukları gözönüne alındığında bunlar biraz hoşgörülebilir.
Filmin bana göre en büyük artılarından biri de, bazı oyuncuların öne çıkan oyunculukları desem yalan söylemiş olmam. Mehmet Ali Nuroğlu, bu filmde tv dizilerindekinden çok daha farklı bir karakter yaratmış, film boyunca yarattığı Ahmet karakteri gerçekten iyi biri mi yoksa sadece kendi çıkarına göre hareket eden kötü biri mi anlamıyorsunuz, ne karakteri sevip acıyabiliyorsunuz ne de kızıp nefret ediyorsunuz, karakterin içinde bulunduğu iç karışıklığı ve çelişkiyi karakterin hareket ve mimiklerine de yansıtmayı başarmış. Birden uysal biriyken aniden saldırganlaşabiliyor, gölgesinden bile korkar gözükmesine rağmen günahlarıyla yüzleşecek cesareti kendinde bulabiliyor. Bu da karakteri tek bir kelimeyle özetlenebilmesini imkansız kılarken, daha insan ve sahici görünmesine yol açıyor. Diğer beğendiğim oyunculara geçecek olursak, ilk sıraya kesinlikle Settar Tanrıöğen’i koymam lazım, itiraf etmek gerekirse Bir Demet Tiyatro’da yarattığı karakter öyle sevilmişti ki, daha sonraki rollerinde hep aynı konuşma tarzı ve mimikler üstüne yapışmıştı, sanıyorum bunun da sebebi büyük olasılıkla kendine hep aynı tip rollerin gelmesi ve beklentinin o yönden olmasıdır, bu filmde oynadığı karakterle beni en çok şaşırtan ve sevindiren oyunculardan biri oldu, yarattığı karakterin yalınlığı ve samimiliğiyle bize aslında ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu gösteriyor. İlk defa izlediğim Serhat Kılıç da, Ahmet’in yardım isteyen arkadaşı Selim rolünde çıkardığı oyunculukla dikkatimi çeken diğer isim oldu. Yaptığı yanlış seçimler ve bu seçimlerden duyduğu kararsızlık ve iç karışıklığın onu ne kadar çaresiz bir hale getirdiğini siz de hissedeceksiniz.
Sonuç olarak, son dönemde vizyona giren en güzel Türk filmlerinden biri olan “Nokta”yı izlemekten pişmanlık duymayacaksınız. Yalnız küçük bir eleştiriyi de filmin pazarlama stratejisine yapmadan geçemeyeceğim, filmin afişinden tutun da, ki turuncu afiş filme daha uygun, sürekli bir hat sanatı filmi denmesine kadar bir çok pazarlama yanlışı söz konusu, ki bu yüzden bir çok insan bu filme gitmekte tereddüt ediyor olabilir. Çünkü ben filme gidene kadar ”Nokta”nın bu tarz bir suç filmi olduğunu düşünmüyordum bile açıkçası. Hat sanatı ise filmde bir amaç değil, araç olarak başarılı bir şekilde kullanılmış ve filme hat sanatını anlatan bir film demek çok yanlış, gözünüzün önünde yarı belgesel bir film canlanmasın.




WATCHMEN: 300 filminin yönetmeni Zack Snyder, yine fantastik bir macerayla, bu ay beyazperdede hünerini göstermeye hazırlanıyor. Tüm dünya ile aynı anda gösterime girecek “Watchmen”in konusu ise kısaca şöyle; alternatif bir 1985 yılında günlük yaşamda yer kazanmış süper kahramanlardan birinin öldürülmesi sonucu, bazı gizlenen gerçeklerin ortaya çıkması. Başrollerinde Jackie Earle Haley, Billy Crudup, Jeffrey Dean Morgan, Patrick Wilson, Carla Gugino, Stephen McHattie gibi fazla tanınmamış isimlerin olduğu filmin hikayesi ise; 1988 yılında bilimkurgu ve fantezi edebiyatının en prestijli ödüllerinden sayılan Hugo’yu alan – ki bu ödülü kazanan ilk çizgi roman yazarıdır ve ödülü kazanmasının ertesi gün ödüle yeni bir kural getirilerek çizgi romanlar tamamen dışlanmıştır – Alan Moore’un aynı adlı çizgi romanından uyarlanmış. Alan Moore’u daha önce yine sinemaya uyarlanan “From Hell”, “The League Of Extraordinary Gentlemen” ve “V For Vendetta” gibi çizgi roman serilerinden de hatırlayabilirsiniz. (Gösterim Tarihi: 6 Mart 2009)
SEVEN POUNDS: “The Last Kiss”le dikkatleri çeken İtalyan yönetmen Gabriele Muccino’nun, “The Pursuit Of Happyness”tan sonra tekrar Will Smith’le ortak bir çalışmaya girdiği “Seven Pounds”, Will Smith’in tekrar dramaya döndüğü filmlerden. Will Smith filmde, bir trafik kazası sonucu karısı dahil yedi kişinin ölümüne neden olduğu için, kendince bir tür arınmaya giden ve bu sebeple doğru yedi kişiyi bulup onlara hayatlarına devam etmeleri için gerekli yedi hediyeyi, ki buna kendi organları ve maddi olanakları dahil, sunmak isteyen yetenekli bir uzay mühendisini canlandırıyor. Filmde Will Smith’e Rosario Dawson, Woody Harrelson, Barry Pepper, Michael Ealy gibi isimler eşlik ediyor. (Gösterim Tarihi: 13 Mart 2009)
DUPLICITY: Bourne serisinin senaryo yazarlarından Tony Gilroy, bir çok dalda oscar ödülüne aday olan “Michael Clayton”dan sonra yazıp yönettiği ikinci film olan “Duplicity” ile Bourne serisinden alışık olduğumuz aksiyon, gerilim, casuslukla örülü hikayelere bir nevi geri dönüş yapıyor. Clive Owen ve Julia Roberts’ı “The Closer”dan sonra tekrar bir arada izleme şansına sahip olacağımız filmin diğer oyuncuları da dikkat çekici isimlerden oluşuyor. En son “John Adams” adlı televizyon mini serisinde canlandırdıkları John Adams ve Benjamin Franklin rolleriyle bu sene altın küre ödülü kazanan Paul Giamatti ve Tom Wilkinson, bu kez beyaz perdede bir araya geliyorlar. (Gösterim Tarihi: 20 Mart 2009)
THE READER: Bu sene en iyi kadın oyuncu dalında Kate Winslet’e en sonunda hakkıyla bir oscar ödülü kazandıran “The Reader”, bu ay gösterime girecek en önemli filmlerden. Bernhard Schlink’in “Der Vorleser” isimli romanından uyarlanan film – ki aynı zamanda New York Times’ın bestseller listesinde bir numara olan ilk almanca roman – II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında orta yaşlı bir kadınla, henüz reşit olmamış bir gencin yaşadığı ilişkinin gelişimini yıllara dağılan bir hikaye içinde anlatıyor. Yönetmen koltuğunda bu film dahil, “Billy Elliott” ve “The Hours” gibi filmlerle üç kez en iyi yönetmen oscarına aday olmuş Stephen Daldry’nin oturduğu filmin diğer önemli oyuncuları ise; Ralph Fiennes, David Kross ve Lena Olin. (Gösterim Tarihi: 20 Mart 2009)
ROCKNROLLA: “Lock, Stock And Two Smoking Barrels” ve “Snatch” gibi kült filmlerin yönetmeni Guy Ritchie, senaryosunu da yazdığı “Rocknrolla” adlı filmle, tekrar Londra’nın suç sahnesine geri dönüyor. Başrollerini “300″, “P.S. I Love You” gibi filmlerle yıldızı parlayan Gerard Butler, Tom Wilkinson, Thandie Newton, Jeremy Piven, Ludacris, Gemma Arterton, Mark Strong, Idris Elba, Tom Hardy gibi isimlerin paylaştığı yapım, geniş oyuncu kadrosu ve renkli olduğu kadar ilginç lakabları da olan karakterleriyle yönetmenin daha önceki filmlerini hatırlatıyor. (Gösterim Tarihi: 27 Mart 2009)
EN İYİ FİLM: Slumdog Millionaire



