Sen Aslında Bir

Posted in YAZMADILAR on 10 Kasım 2009 by 3aymun

071Resimdin.

Çerçeve ve duvardı hayatın.

Durağan bir andın.

Hiç bilemedik senle bir film olmayı;

Bir müzik ve bir şiir akıp giden..

Bir su; her hareketinde her kareye hayat veren..

(sen aslında bir)

Resimdin ve gayet de güzeldin.

Çerçeveli ve duvarda..

Bir anlık bakışla tutulduğum,

Baş ucuma asıp avunduğum..

Elim tutuyordu yalnızca bir anını elinin…

Yüzüm bakıyordu geçmişsiz geleceksiz çizgilerine..

Ve aşk buna deniyordu bilindik hikayelerde..

Hikaye bile değildin.

Çizdiğim pastel bir ifade,

Sadece kendi yarattığım

Seyirlik bir sürrealite..

Yenilendik

Posted in YAZMADILAR on 31 Ekim 2009 by aylakmaymun

Bir kadının ve bir adamın hikayesi her coğrafyada, her iklimde farklı yaşanıyor belli ki. Bizim aldanmışlığımız hikayeleri ezberlediğimizden kaynaklı. Şimdi ben oturup başını anlatsam,  hemen bir son yazarsınız bu hikayeye. En güzel ülkelerin en güzel masalları hep aynı adamla aynı kadına ait değil belli ki. Bizim aldanmışlığımız inancımızı yitirdiğimizden kaynaklı. Şimdi ben bir kadın olsam, siz adamı çoktan seçer, rolleri biçersiniz bize. Kaf dağının arkasına sakladığımız adamlar da, pireleri berber yapan kadınlar da aynı değil belli ki. Bizim aldanmışlığımız her hikayeye her adamın uymayacağını bilmediğimizden kaynaklı. Şimdi ben bir adam olsam, sizin gözünüzde kadının ne önemi var ki, hepsi aynı.

Şimdi ben bir kadın. Gözünün göremediği tüm coğrafyaya şanı yayılabilecek hikayesi olan kadın. Elleri bir martı, gözleri yıldızlı, yelkenli misali rüzgarı göğsüne yiyen kadın. Senin dinginliğinde sakinleşen, gün batımı gibi kırmızı, sonbahar gibi kırılgan kadın. Sana kitaplar okuyan, sesini sana bağışlayan, elleri saçlarının arasında çığrından çıkan kadın. Hiç bilmediğin bu iklime seni katacak, göğsünde uyutacak olan kadın.

Şimdi ben bir adam. Hiçbir hikayenin içinde kendine yer bulamayan, hikayesini yeni baştan yaratan adam. Ellerinde çiçekler açan, yüreğinde yaprakları çıtırdayan, güz gibi bakan adam. Senin sessizliğinde kendini dinleyen, kendine dönen ve seni kendine katan adam. Kokusu deniz, gülüşü eflatun, sesi engin adam.  Keşfini bir ayin gibi gerçekleştiren, tüm ayrıntıları içselleştiren, seni ruhuna işleyen adam.

Şimdi ben bir kadın.. ben bir adam.. ben bir hikaye..

karakalem_002

M’den Martılar,Telveden Aşklar

Posted in YAZMADILAR on 4 Ekim 2009 by 3aymun

İlk gördüğü anda kor gibi yaktı genç kızın gönlünü. Simsiyah saçlarını gizleyen şapkasının altında neler düşündüğünü merak etti. Sonra sonra gözlerini kısarak baktı adama. Dümdüz bir sırıktan ibaret gövdesi başını taşıyamaz gibi görünüyordu. Adamın daha uzaklarına doğru harf harf olmuş martılar dolanıyordu. Bir nota dizimi, bir ezgi diye düşündü genç kız. Martıların kanatlarında bemoller gördü, bulutlarda diyezler.

Şöyle bir kez daha bakındı genç kız. Bir yerlerde gizlenmiş bir işaret, belki de ufacık bir kalp görebilmek için.. Görebildiği sadece balıklardı, denizin içinde olmayan.. Balıklar ağaçların üzerinde ve balıklar yol kenarlarında…

Hayırdır inşallah geçirdi içinden genç kız ve fincanını yıkamaya gitti….

The Lost Fingers – Lost in the 80s

Posted in DUYMADILAR etiketler ile , , , , , on 23 Eylül 2009 by aylakmaymun

the lost fingers

Biraz da kulaklarımızın pası silinsin diyerek tanıtmakta geç kaldığıma inandığım “The Lost Fingers” dan bahsedelim istiyorum. Çok eğlenceli olduklarını düşündüğüm bu takım elbiseli ve gözlüklü arkadaşlar grubun adını, 18 yaşındayken parmaklarını kaybeden  ancak bu şekilde kendine has bir stil kazanan ve tüm dünyaca tanınan caz gitaristi  Django Reinhardt’ dan ilham alarak “the lost fingers” koyuyorlar.

Alex Morissette, Dr. Christian Roberge ve Byron Mikaloff’tan oluşan grup iki gitar, bir kontrbas ile eğlenceli coverlar yapıyor. 2008 yılında çıkardıkları “Lost in the 80s” albümü ile Kanada’da 100.000 satmışlar. 80’lerin unutulmaz şarkılarını kendilerine has bir şekilde “çingene tarzı caz yorumları” ile yeniden yorumluyorlar. 80lerin modasını takip ettiğimiz ve 80li yıllarda çocuk olmak gibi birçok mevzunun popüler olduğu günümüzde kanadalı gypsy jazz grubu “The Lost Fingers”ı da kaçırmamak gerek diye düşünüyorum. Albümdeki parçaları da yazıp gerisini size bırakıyorum.

 Pump Up The Jam (Technotronic)thelost

You Give Love A Bad Name (Bon Jovi)

You Shook Me All Night Long (AC/DC)

Incognito (Céline Dion)

Touch Me (Samantha Fox)

Part-Time Lover (Stevie Wonder)

Fresh (Kool & The Gang)

Billie Jean (Michael Jackson)

Tainted Love (Soft Cell)

Straight Up (Paula Abdul)

Black Velvet (Alana Miles)

Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce – Hasan Tevfik

Posted in OKUMADILAR etiketler ile , , , on 13 Eylül 2009 by aylakmaymun

pamukprenses

Önce kitabın ismi dikkatinizi çekiyor sonra “Dehşetli bir nanoteknolojik masal” ibaresini görünce, kendinizi kitabı almış olarak buluyorsunuz. Biraz fikir vermesi açısından arka kapaktaki yazıyı paylaşmak isterim. “Giysilerimizde, soluduğumuz havada, damarlarımızda gezinen teknolojik cüceler. İnsanın hilafetine göz diken  mikro-robotlar. Atomlarıyla oynandığı için seçkinleşen materyaller. Kimisine göre tarihteki en büyük devrim,  kimisine göre kıyametin habercisi. İşte nanoteknoloji denen yecüc mecüc bilimin ABC’si.”  Hasan Tevfik’in kaleminden çıkan bu kitap, nanoteknolojinin ne olduğunu, dünyada ve Türkiye’deki gelişimini, olumlu ve olumsuz yanlarını örnekler vererek anlatıyor. Pamuk Prenses ve Katrilyonlarca Cüce, 88 sayfalık kolay okunan bir dile sahip olmakla birlikte, Türkiye’de nanoteknoloji  hakkında yayınlanan ilk ve tek kitap özelliğini de taşımakta.

Nanoteknoloji ile kitabın isminin bağlantısı nedir diye sorarsanız hemen cevap vereyim. “Nano” kelimesi  Yunanca’dan gelmekte ve “cüce” demektir. Nanoteknoloji ise metrenin milyarda biri büyüklüğündeki “zerre”ler kullanılarak geliştirilen üretim teknolojisinin adıdır. Yani tam da günümüze hakim olmaya başlayan teknolojinin adıdır. Sağlık, bilgi teknolojisi ve enerji depolamada büyük oranda kullanılmaktadır. Hayatı durdurmak ve ileri bir tarihte yeniden başlatmak, AIDS ve kanser gibi hastalıkların kaynaklarının hücre tamir ve yenileme makineleri ile yok edilmesi gibi uzun yaşam hatta ölümsüzlük söylemleri de barındırmaktadır. Bilgisayar teknolojisinde sınırsızlık, istihbaratta yanılmazlık gibi söylemleri de bulunan nanoteknoloji ile azı dişine cep telefonu yerleştirilebiliyor. Fakat gırtlak kanserine yol açan bu durumu, teknoloji bozduğu gibi yapmasını da biliyor(!) ve nanoteknoloji kanserli hücreleri yok eden tedavi yöntemlerini de geliştiriyor. Görüldüğü üzere tüm bunlar insanoğluna “sonsuz” bir gücü vaat etmektedir.

Hasan Tevfik kitabında hayatın nano boyutta idaresini tartışmakta, nano-buluşların sağlamış olduğu faydanın arkasındaki tehliklere dikkat çekmekte ve teknolojik cücelerin nasıl devasa sorunlara yol açabileceğini göstermeye çalışmaktadır. Onun da dediği gibi “Biz evreni kürelerden ve zerrelerden yarattık!” ,sonumuzu da aynı zerrelerle mi yazıyoruz?